Bazı kimseler Nur Talebelerinin İslâm’a hizmet hususunda yeterince aktif olmadıklarını söylüyorlar. Bu iddiaya karşı ne dersiniz?

Bu zatlar Risale-i Nur’u tedkik ve tahkik etselerdi, böyle bir iddiada bulunmazlardı. Zira tetkikleri sonucunda külliyatın büyük bir aksiyon ve enerji kaynağı olduğunu göreceklerdi.

Risale-i Nur’da üzerinde çok fazla durulan mevzular imân, ubudiyet, takva ve amel-i salihtir. Bunlar ise aksiyon kaynaklarıdır.

Ruh ve kalbin aksiyonu, imandır. Bedenin aksiyonu, fevz ü necatın en büyük vesilesi olan namaz ve sair ibadetlerdir. Evet, azamet-i Kibriya’nın önünde huşu ve huzur içinde secde etmek, kudsi ruhlar için en büyük bir aksiyondur. O dergâhta tekerrür eden herbir secde, yeni bir hayattır. Şu halde, değil Nur Talebeleri, belki amel-i salih sahibi her mü’min aksiyon sahibidir, aktiftir, hareketlidir.

Imân ve salih amel, ruh için birer aksiyon oldukları gibi, inandığını muhtaç olanlara tebliğ etmek, bu maksatla ilim tedrisinde bulunmak da en büyük bir aksiyondur. Bu zamanın en büyük yarasını “zaaf-ı diyanet” olarak tesbit eden Bediüzzaman Hazretleri, ferdî ve içtimaî hayatın yaralarını tedavi edecek bir Külliyat telif etmekle en büyük bir aksiyon sergilemiş, en büyük bir hizmet ifa etmiştir. Risale-i Nur Talebeleri de imân ve Kur’an hakikatlerini muhtaç gönüllere kavuşturmak için azamî ihlâs ve sadâkatla, sabır ve metanetle, gayret gösterirler. Bunu yaparken her türlü menfî, tahrip edici hareketlerden azamî derecede sakınırlar. Zira onlar çok iyi bilirler ki, muhakemesiz, sistemsiz her hareket neticesiz kalmaya mahkûmdur.

Zaten din bir irşâddır, nasihattir, mârifettir, muhabbettir; şefkat, uhuvvet ve samimiyettir. Kin ve intikam, tahakküm ve terör, iğbirar ve inşikak değildir. Menfî hareketler, hem hakikat, hem hikmet, hem hukuk, hem insanlık,hem de İslâm dini nokta-i nazarından vahşettir, dehşettir, merduddur, mezmumdur.

Evet, insan ruhu bir şevk ve enerji kaynağıdır. Ona, fıtratına muvafık,aydınlatıcı ve yapıcı bir cereyan verilmezse, ondaki nihayetsiz kabiliyet-i hayr, nihayetsiz bir kabiliyet-i şerre inkılâp eder. Nefsindeki hırs, gadap,kin ve iğbirarın şahlanmasiyle cemiyetin başına bir bela olur.

Risale-i Nur’un bir kaidesidir ki:

“Hayat-ı içtimâiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse; hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şer ve tahrip hesabına geçer.”

Yine mukarrer bir kaidedir ki; gaye kadar yolun da meşru olması şarttır.

“Gayrı meşru bir tarik ile maksadına giden adam maksadının aksiyle tokat yer.”

Bu asırda, hayatı boyunca, ciddî harekâtıyla Hakk’ın kanunlarını insanlara ders veren ve samimi fiilleriyle hakikatin düsturlarını beşere talim eden ve halis ve makul sözleriyle istikametin ve saadetin esaslarını ortaya koyan Bediüzzaman Hazretlerinin yolu, Asr-ı Saadet’ten beri insanlık semasında yıldızlar gibi parlayan, İmam-ı A’zam, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazalî, Mevlânâ ve Yunus gibi evliyaların, asfiyaların, müceddidlerin, mürşidlerin yoludur ki; o da nasihattir, irşâddır, tebliğdir. Dâhilde hiçbir zaman fitneye, keşmekeşe müsaade etmemek; nifak ve şikakın, kin ve adâvetin kapısını kapamaktır.

Selefi olan bütün mürşidler, müceddidler gibi, Bediüzzaman Hazretleri de cihadını kine, öfkeye, adâvete değil; muhabbete, uhuvvete, şefkate bina etmiştir. Bu tebliğ düsturunu, bizzat Kur’an’dan, Peygamber (S.A.V.)'den almıştır.

Demek ki, Bediüzzaman Hazretlerinin yolu, en meşru, en makul, en müstakimdir. Çünkü Kur’an’ın, sünnetin ve selef-i salihinin caddesidir.

O’nun ders halkasında yetişen Nur Talebelerinin hareketi, nur hareketidir; ilim ve irfan hareketidir. Slogan değil, fikirdir. Ütopya değil, realitedir.His ve heyecan taşkınlığı değil, ilim ve mantığın istikametlendirdiği ve kar ve ciddiyettir. Tahrip değil, tamirdir; ihtilaf değil ittifaktır; adâvet değil muhabbettir, uhuvettir. Zırhları takva, binekleri şevktir. Kılıçlan burhan ve hüccettir. Onlar inayet-i İlâhiye ile muzafferiyet bayrağını dünyanın dört bir yanında dalgalandıracaklardır. İşte gerçek aksiyon, aktivite budur.

Nur talebelerini pasiflikle itham edenlerin iltibas ettikleri en önemli nokta şudur ki; her aksiyon bir harekettir; fakat her hareket, aksiyon değildir. Aksiyon, yapıcı ve hayatlandırıcıdır. Meselâ, güneşin hareketi aksiyondur.İncitmez, ışığıyla okşar, hayat getirir, bereket getirir, nur getirir. Güllerin, yaseminlerin yüzünü güldürür.

Fırtına, kasırga, tufan da büyük bir harekettir. Fakat aksiyon değildir. Çünkü yıkıcıdır, tahrip edicidir. Bir ülkeye fırtına hâkim olunca ağaçları yerinden söker, ocakları yıkar, çatıları uçurur.

İşte Lenin, Marks, Engels gibi feylesofların, sosyologların, pedegoglann muvaffak olamamaları, doktrin ve ideolojilerini zulüm, tahrip, terör gibi menfî esaslara bina etmelerindendir.

Onların hayal mahsulü doktrinleri, kitap sayfalarında sıkışıp kaldı. Fakat binlerce mâsum kanının dökülmesine sebep oldular.

Hiyanete hamiyet, rezalete fazilet, zulme adâlet denildiği bir dönemde, iç ve dıştaki hainlerin çeşitli vesilelerle planlarını tatbik etmeye çalıştıkları bir hengâmda, maksadlarını tahakkuk ettirmek için müslümanların bazan dinî hislerini, bazan menfî milliyetçilik damarlarını istismar ettikleri bir zamanda,fitnenin ve tefrikanın kaynaştığı bir dönemde itidal-i dem ile hareket eden cemaatlardan biri de Nur Talebeleridir. Onlar hiçbir zaman fitneye alet olmamışlardır ve olmayacaklardır. Peygamber Efendimizin (S.A.V.):

“Fitne katlden, münafık kâfirden eşeddir.”

hadis-i şerîfindeki ikaz-ı Nebevinin tam şuurundadırlar.

Bir zaman

“Fitne uyurken uyandırana Allah lanet etsin,..”

mealindeki hadis-i şerifi okudum ve çok düşündüm. Âlemlere rahmet için gönderilen ve hiç kimseye lanet etmeyen o şefkatli Resûl’ün, o re’fetli Nebi’nin (S.A.V.) bu lanetindeki hikmeti tam kavrayamıyordum.

Ne zaman ki tarihi tetebbu ettim, gördüm ki; bu fitne nice kâşaneleri viranelere çevirmiş, han ve hânümanları söndürmüş, memleketleri hercümerc etmiş, devletleri haritadan silmiş. O zaman bu hadîs-i şerifin hikmetini anladım. Bununla beraber, şunu da anladım ki, fitnenin karşısında mantık donar, şuur durur, akıl yıkıma uğrar, vicdan şaşıp kalır; onun ülkesinde insaf, merhamet, şefkat gibi insanî mefhumlar istihza ile karşılanır.

İşte Bediüzzaman Hazretleri, bu memlekete, bu millete müteveccih her çeşit fitnenin kapısını kapamakla vazifeli büyük bir aksiyon adamıdır. Bu milleti sefaletten, sefahatten, dalâletten kurtararak, ona lâyık olduğu izzet ve şerefini yeniden kazandıracak bir aktivite sahibidir.

Bin seneden beri bu milleti ayakta tutan dinî, millî ve tarihî kıymetlerin yıkılmaya yüz tuttuğu bir anda, bu talihsiz ve tehlikeli gidişe, hak ve hakikat adına “dur” diyen hamiyetli, feragatli ve celadetli bir kahramandır.

O, bu asırda arkasını zındıka kuvvetlerine dayayan küfür ve dalaletin, sefahat ve sefaletin, birer şahs-ı manevî halinde müslümanların imanına ve ahlâkına, namusuna ve iffetine, planlı ve programlı olarak hücum ettiklerini, fevkalâde bir ferasetle hissetmiş, bu şahs-ı manevîlere karşı ferdî mukavemetlerin tesirsiz kalacağını, bunlara ancak, mukabil şahs-ı mânevîlerle karşı konabileceğini keşf ile Risale-i Nur Külliyatını telif etmiştir.

Evet, bu külliyat, güneş enerjisi gibi bir aksiyon gücüne sahiptir. Risale-i Nur’daki bu enerji, bu kuvvet, her geçen gün nice ateşin zekâları, temiz fıtrattan, âlicenab ve kahraman ruhları, selim akılları kendine cezbederek,onları bir şahs-ı manevînin azaları haline getiriyor.

Bu ilim külliyesindeki hakikat manzumeleri cazibesiyle, temiz fıtrattan kendine rabtediyor. Onları Rabbanî ve ilahî sırların aşıkı kılıyor. Hissiyattan mânâ iklimine, hakikat âlemine müteveccihen ateşlendiriyor. Bendini aşarak yatağına sığmayan şeffaf ve berrak ırmaklar misüllü, bu ulvî hakikatlar,lâfız ve mânâ ahengi ve insicamı içerisinde, gönüllere yayılıyor.Hissiyatların süzgecinden geçerek, saf şuurlara damlıyor; bir manevî iksir halinde vicdanları sararak ruhları şaha kaldınyor. Talebelerinin hamiyetlerini coşturmakla onları fetihten fetihe koşturuyor. Akıl ve dimağlarını imân ve Kur’an hakikatlarının tebliğcisi kılıyor. Tek kelime ile onları katıksız, hasbî, Lillah için çalışan dava ve aksiyon adamı yapıyor.

Bu hakikat güneşine gönlünü kaptıran, bu lahutî feyzin ma’kes ve mazharı olan bir ferdin, artık birinci vazifesi, bütün mevcudiyetini bu yüksek hakikatlarm hizmetine kemal-i teslimiyetle tahsis etmektir. Artık şahsî,mevziî ve fânî işler onun ruhunu tatmin edemez, ona maksad olamaz. Onun yegâne gayesi, bu milletin imanı ve irfanı, uhuvveti ve muhabbeti, saadet ve selametidir. Düşmanı ise, küfür, dalâlet, cehalet, ihtilaf, sefalet ve sefahettir.

O, bir ömür boyu bu gaye için yaşar. Şartlar ne olursa olsun maksadını gözetir, hedefini takib eder; cesaret ve celâdetle davasını neşreder. Coşkun bir vecd ile davasını gönülden gönüle, fertten ferde, kıtadan kıt’aya götürür. Bu uğurda ortaya çıkacak her türlü belâ ve musibetlere, engel ve mânialara karşı bağrını siper eder. O, zirveleriyle bulutları delen yüce dağlar misâli yerinde durup, şimşeklere fırtınalara kendini hedef eder, tâ ki rahmet yağmuruyla neşv ü nemaya müsait bağ ve bahçelerde güller açılsın, âlem, nûr ve saadet devrine ersin.

Herkesin güç ve iktidarını kaybettiği noktada, O, yanardağ misâli bitmeyen ve tükenmeyen bir cehd ve gayret içerisinde, etrafına kemal-i ümid ve iştiyak saçar. Çoğu kimsenin kabuğuna çekildiği ve hizmeti terkettiği, belki hiç düşünmediği devrelerde, azamî şevk ve gayret içerisinde hakikat ışığını yakar ve yaktırır.

İşte Bediüzzaman Hazretlerinin imansızlık ve ahlâksızlığa karşı feveran eden o ulvî hizmetinden; imanına, mukaddesatına, tarihine, örf ve âdetine bağlı böyle bir nesil meydana gelmiştir. Bu nesil, ilim ve irfanda Avrupa’ya ışık tutacak, hakiki medeniyette bütün dünyaya rehber olacaktır.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 12/7/2010
Okunma Sayısı : 2916

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
uc alti sifir iki dokuz bes

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort