İbadet

İslâm dininin ruhu, temeli, esası iki rükündür: Birincisi, iman diğeri ibadettir. Bunlar İslam’ın devam ve bekasının vesilesidirler. İşte bu iki esası hakkıyla kendisinde birleştiren insan kamil manada Müslüman olduğu gibi Cenab-ı Hakk'ın da muhabbet ve rızasını kazanır. 

İman, esas olmakla beraber kemali ibadetledir. İbadetsiz bir Müslüman imanın lezzetini tamamıyla zevk edemez. İmanın kalplerde inkişaf edip meleke haline gelmesi ibadetin tekrar ve devamıyla olur. İman ve ibadet ilahi birer feyz ve nurdurlar. O nurlardan tefeyyüz eden her insan huzur-u daimiye mazhar olur. 

Cenab-ı Hak dünya ve dünyadaki her şeyi bizim için, bizi de kendisine itaat ve ibadet için yaratmıştır. Nitekim bu hakikati, Kur’an-ı Kerim:

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”56

ayetiyle ortaya koymuştur. Bundan anlaşılıyor ki, insanın yaratılışındaki asıl mak­sat Allah’a iman etmek ve ona gönül hoşluğuyla ibadet edip rızasını kazanmaktır. Demek ki insanın en mukaddes vazifesi Hâlık’ını bilmek ve O’na ibadet etmektir. 

“İbadet, şükürdür. Şükür, Mün’ime edilir; yani nimetleri veren zâta şükretmek vâcibdir. Yani: Rabbinize ibadet yaptı­ğınızda şerik yapmayınız. Zira Rabbiniz ancak Allah’tır. Sizi, nev’iniz ile beraber halkeden odur. Ve Arz’ı size mesken olarak hazırlayan odur. Semayı sizin binanıza dam olarak yaratan odur. Ve sizin rızık maişetinizi tedarik için suları gönderen odur. Hülâsa, bütün nimetler O’nundur; öyle ise bütün şükür­ler ve ibadetler de ancak onadır.”57 

İbadet, insanoğlunun fıtrî bir vazifesidir, maddî ve manevî tekâmül için ilahi bir lutuftur. O’nun haricinde insanı huzur ve saâdete kavuşturacak hiçbir şey yoktur. 

Allah’ın rızasını kazanmak kadar büyük bir saâdet düşünülemez. Bunun en büyük vesilelerinden birisi de ibadettir. İbadetle insan, kalbini Allah’a bağlar; tevekkül ile O’na istinad eder, bütün hadiselerin tazyikin­den kurtulur, huzur ile yaşar. Cenab-ı Hakk, bizleri dünya ve ahiret tehli­kelerinden muhafaza etmek için ibadetle mükellef kılmıştır. İbadetsiz adam gayet karanlık bir gecede fırtınaya tutulmuş yelkensiz, dümensiz bir gemi gibi hadiselerin müthiş dalgaları arasında çalkalanır durur, sonunda deh­şetli bir kayaya çarpar, paramparça olur gider. 

Cenab-ı Hakk’ın, en çok sevdiği mahluku insandır. Bir mahlukun kıy­meti ve değeri kendisinde esma ve sıfatın tezahürü nispetindedir. Bu nok­tadan insanın kıymeti ve şerefi, makamı ve rütbesi yüksektir. Allah’ın en çok ikram ettiği mahluku insandır. Bu ikramın devam etmesi ancak taat ve ibadet ile mümkündür. İşte bu muhabbet ve irtibatın devamı için insanlar ibadet ile mükellef kılınmışlardır. Yani insanlar ubudiyet ile Allah’ı takdis, tazim ve tebcil etsinler ki, Cenab-ı Hakk’ın onlara olan muhabbeti, ihsan ve keremi de ebedîyen devam etsin. İşte ibadetin binlerce hikmetinden birisi budur. 

İbadet, insanların kalplerinden uzaklık perdesini kaldırır ve daimî bir huzura kavuşturur, tâ ki gaflete dalarak Allah’ı unutmasınlar. 

İnsan ibadetsiz olmaz. Zira ibadet insanın,

“Bu misafirhane-i dünyada, aciz ve fakir kalbine kut ve gıda ve elbette bir menzili olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemesi olan mahşerde senet ve berat ve ister iste­mez üstünden geçeceği sırat köprüsünde nur ve buraktır.”58 

Zerrelerden yıldızlara kadar, canlı cansız her şey Allah tarafından vazi­felidir. Onların vazifeleri ibadetleridir. Her şey ibadet ile mükellef iken elbette insan gibi mükerrem, şuurlu bir mahluk bundan müstesna ola­maz. İbadetle ilgili açıklamalarımıza Bediüzzaman Hazretlerinin, İşaratü’l-İ’caz tefsirindeki şu güzel ifadeleriyle son verelim: 

“... İnsanın (o) yüksek ruhunu inbisat ettiren ibadettir, istidatlarını inkişaf ettiren ibadettir, meyillerini temyiz ve ten­zih ettiren ibadettir, emellerini tahakkuk ettiren ibadettir, fi­kirlerini tevsi ve intizam altına alan ibadettir. Zahirî ve batınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden ibarettir, insanı muhakkak olan kemalatına yetiştiren ibadet­tir, abd ile Ma’bud arasına en yüksek ve latif olan nisbet, an­cak ibadettir. Evet kemalat-ı beşeriyenin en yükseği şu nisbet ve münasebettir.”59

Dipnotlar:

56 Zariyat Sûresi, 56.
57 İşârâtü'l-İ’câz.
58 Sözler.
59 İşaratü’l-İ’caz.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 12/7/2010
Okunma Sayısı : 2488

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
yedi sekiz sekiz yedi sekiz dokuz

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort