Haset (Kıskançlık)

Kötü huylardan biri de hasettir. Haset, Allah’ın, bazı kullarına verdiği maddi ve manevi nimetlerini kıskanmak ve o nimetlerin o kimseden gitme­sini istemektir. Diğer bir ifade ile Allah’ın kulları arasında yaptığı taksime razı olmamak, teslimiyet göstermemektir. Bu ise Allah’ın lütuf ve ihsanla­rına itiraz etmektir ve azim bir hatadır. Bu itiraz, haset eden kimsenin imanını zedeler. 

Haset o kadar fena bir huydur ki, ondan her türlü ahlâksızlık ve kötü­lük doğar. 

Kıskanç bir adam, insanların izzet ve şerefleriyle oynar ve gizli işlerini açığa çıkarmak için çaba harcar ve hileli yollarla haset ettiği kimseye veri­len nimetlerin zail olmasına çalışır. Bu ise fertler arasında husumete ve nizaya yol açar. Neticede toplum huzuruna ve İslâmi kardeşliğe zarar verir. 

Hasedin en tehlikelisi, ilim ve irfanıyla, fazilet ve fedakarlık ile İslâmiyet’e hizmet edenlere karşı yapılan haset etmektir; yalan ve iftiralar­la onların hizmetlerine zarar verip, engellemektir. Bu ise münafıklara ait bir sıfattır. 

Şeytanı Allah’a karşı isyana sevkeden hasettir. Cenab-ı Hakk'ın, Hazret-i Âdem’e (as) verdiği nimetleri çekemediğinden dolayı Allah’ın rahmetinden kovulmuştur. 

Haset cehaletten meydana gelen kalbî bir hastalıktır. Hasit adam bilmi­yor ki, Allah her şeyin en iyisini bilir ve ona göre lütuf ve ihsanda bulu­nur. 

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“Hasetten sakınınız. Çünkü, ateş nasıl odunu yer bitirirse, haset de bütün hasenatı (iyilikleri) mahveder. Haset ile iman bir arada durmaz. Sirke nasıl balı bozarsa, haset de imanı ifsat eder. Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset edip ar­kanızı çevirmeyin. Birbirinize küsmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz.”142  

Hasit insanın hasedi, haset edilene zarar vermez, ancak kişinin kendine zarar verir. Hased eden kimsenin içinde daima sönmeyen bir ateş yanar. Bu ateş, haset edilene verilen nimet artıkça artar. 

Haset hastalığının dünyadaki zararından ve ahiretteki azabından kur­tulmanın yegane çaresi, hasedin haram olduğunu bilip, bu hususta nefisle mücadele etmektir. O zaman şeytanın tuzağından kurtulmak mümkün olur. 

Şunu da önemle belirtelim ki gıpta ile haset birbirinden farklıdır. Gıptada bir müminde bulunan güzel bir hasletin kendisinde de bulunmasını iste­mek söz konusudur. Bu güzel bir haslettir ve terakkiye vesiledir. Hasette ise o nimete kendisinin sahip olması değil, karşısındakinden o nimetin zail olması istenmektedir. 

Dipnotlar:

142 Ebu Davud, Edep, 44; İbn-i Mâce, Zühd, 22.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 12/7/2010
Okunma Sayısı : 4378

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dokuz uc bes iki bes bir

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort