Ticarette İstikamet

Ticaret ve sanat bir milletin kanı ve canı hükmündedir. Peygamber Efendimiz (sav.)

“Rızkın onda dokuzu ticarettedir.”

buyurarak, ticaretin ehemmiyetini ifade buyurmuştur.

Bediüzzaman Hazretleri de

“Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silâhiyle cihad edeceğiz.”1

buyurarak sanayileşmenin ve maddi terakkinin önemini vurgulamıştır. Evet, maddi ve manevi terakki ticaret ve sanayileşmeyle mümkündür. Fakir bir millet, zengin ve gelişmiş devletlerin tahakkümü altına girmeye mecbur olur. Maddî ve manevî terakki eden milletler, insanlık âleminin hakimi, medeniyetin de üstadı olurlar. Eskiden zillet ve meskenet içinde yaşayan Avrupalılar, ticaret ve sanatta zirveye ulaşmış olan Endülüs’ü kendilerine örnek alarak maddi sahada büyük merhaleler kat etmiş ve büyük bir güç haline gelmişlerdir.

İktisaden güçlü olmayan devletler siyasi yönden de muvaffak olamazlar. Hüküm ve söz hakkı hep kuvvetlinin olmaya devam eder. Maddi bakımdan zayıf olan devletler, her zaman güçlü devletlere, boyun eğmeye mecbur olurlar. Davalarında haklı olsalar bile hakları hep ellerinden alınır, mazlum ve mahkûm durumuna düşüp feryat etmeye devam ederler.

Bir millet ve devletin asayişindeki istikrarın en önemli sebeplerinden biri zenginliktir. Bu da ancak çalışmakla ve gayret ile mümkündür.

Peygamber Efendimiz (sav),

 “Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir.”

buyurarak say ve gayreti teşvik etmiş;

“Evlatlarının nafakasını temin için ticaret yapanlar Allah yolunda muharebe edip, şehit olanlar gibidir.”

buyurarak ticaretin ehemmiyetini ortaya koymuş ve kendisi de nübüvvetten evvel ticaretle meşgul olmuştur.

Resûl-i Ekrem (sav.) kendisine peygamberlik vazifesi verilmeden önce ticaretle meşgul olmuş ve daha sonra da ticaret ortaklığı yapmıştır. Peygamber Efendimiz Hz. Hatice ile evlendikten sonra da ailesinin geçimini temin için bazen ortaklık yoluyla, bazen de müstakil olarak ticaretini devam ettirmiştir. O’nun (sav.) ticarî hayatındaki dürüstlüğü, sözünde doğru olması, ahde vefası, adil olması, yoksullara ve yakınlarına iyilikte bulunması, herkesin ona güvenip itibar etmesine, onu sevip saygı göstermelerine vesile olmuş ve kendisine "el-Emîn” lâkabı verilmiştir.

Say ve Gayret

Bir ayette mealen şöyle buyurmaktadır:

“Bilinsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”2

Cenab-ı Hak bu ayet ile insanları atalet ve tembellikten men edip, onlara çalışmayı emreder.

Evet hayat çalışmak ve gayret ile kaimdir. Her zorluk, say ve gayret ile kolaylaşır. Kişi ne ekerse onu biçer. Tarlasına arpa ekip de buğday biçen kimse görülmemiştir. Onun için esbaba teşebbüs edip çalışmak lazımdır ki, Cenab-ı Hak da o sebeplerin eliyle çeşitli rızklar ve nimetler ihsan etsin. Sa’y ve gayret, faziletin en büyük rüknüdür. Ruhunda aşk ve şevk olan bir insan, hangi arzusuna teşebbüs ederse etsin, onda muvaffak olur, maddî ve manevî teâli eder.

İnsanın şeref ve haysiyeti, saadet ve selameti için çalışması mukaddes bir vazife iken, çalışmamak ve tembellik etmek, insanın haysiyet ve şerefine leke getirir. Dünyevi ve uhrevi vazifelerini ifa etmesine mani olur. Onu hem dünyada hem de âhirette zillete düşürür. Zira, tembellik bütün kusurların ve ıstırapların membaıdır.

Dipnotlar:

1 Nursî, B.S. Tarihçe-i Hayat.
2 Necm Suresi, 53/39.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 23/10/2010
Okunma Sayısı : 3923

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
yedi dokuz yedi dort uc alti

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort