İLİM MALÛMA TABİDİR

Âlim-i Mutlak,  olmuş ve olacak her şeyi, ezelî ilmiyle bilmektedir ve bunu Levh-i Mahfûz’da kaydetmiştir. Lâkin bu durum bizleri mesuliyetten kurtaramaz. 

İlim, işlediğimiz bütün amelleri Cenâb-ı Hakk’ın ezelî ilmiyle bilmesi, malûm ise işlediğimiz amellerdir.

Bir öğretmen, yılların verdiği tecrübeyle, öğrencilerinin sene sonunda alacakları notları önceden bilmiş olsun ve daha imtihan yapmadan bu notları not defterine kaydetsin. Sene sonu imtihanı da tam tamına öğretmenin kaydettiği gibi neticelensin. Bu öğretmen, öğrencilere hitaben: “Ben neticelerin böyle olacağını tâ sene başında biliyordum.” dese, zayıf not alan öğrenciler: “O halde bizim ne kabahatimiz var? Sen bizi çalışkan olarak bilseydin, biz de sınıfımızı geçerdik.” diyebilirler mi?

İşte bu misâlde sınıftaki öğrencilerin hangilerinin başarılı olup, hangilerinin sınıfta kalacağını öğretmenin önceden bilmesi “ilim”dir ve onun kemaline delildir. Malûm ise, öğrencilerin çalışıp çalışmamalarıdır. Dolayısıyla ilim, malûma tâbi olmuştur. Malûm, ilme tâbi olsaydı, öğretmenin çalışkan bildiği talebeler ister istemez derslerine çalışacaklar, tembel bildikleri ise bütün arzularına rağmen çalışamayacaklardı. Yani, öğretmenin ilmi öğrencilerden bir kısmını zorla çalışmaya, diğer kısmını ise çalışmamaya sevk edecekti.

Veya evliyadan bir hâkim düşününüz. Bu zat, kerametiyle, adliye önünden geçen bir adamın hırsızlık etmeye gittiğini keşfederek o şahsın cezasını takdir etse ve kayda geçse, biraz sonra hâkimin keşfettiği aynı suçu işleyerek mahkemeye getirilen bu adama, hâkim, suçunun karşılığı olan cezasını tebliğ edip bu cezadan bir miktarını da affettiğini bildirse, elbette ki hırsız, hâkime teşekkür edecek, minnettar kalacaktır.

Suçlu, mahkemeden çıkarken hâkim kendisine şöyle hitap etse: “Ben senin bu suçu işleyeceğini önceden biliyordum ve sen o suçu işlemeden cezanı da takdir etmiştim.” Bu takdirde suçlu, hâkime diyebilir mi ki, “O hâlde benim ne kabahatim var? Siz benim bu suçu işleyeceğimi bildiğiniz için ben suç işledim. Dolayısıyla beraat etmem gerekir.”

Bu haddini bilmez hırsızın gülünç durumuna düşmemek istiyorsak, cüz’î ihtiyarımızla işlediğimiz kötü işlerde kadere yapışmayalım...

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 09/7/2018
Okunma Sayısı : 187

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
bir sekiz bes uc alti dort

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort