Ehl-i Sünnet

Ehl-i Sünnet’e Kısa Bir Bakış:

Ehl-i Sünnet, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ve Sahâbe-i Kirâm Efendilerimizin gittikleri yola ve mesleğe harfiyyen uyan insanların tamamıdır. Bunlar daima Kur’an ve sünnete uygun olarak, tefrika yapmadan hareket eden mü’minlerdir.

Bu mezheb sahipleri mütekaddimîn ve müteahhirîn (öncekiler ve sonrakiler) olarak iki kısma ayrılırlar. Asr-ı Saadet’ten itibaren hicrî 300 senesine kadar gelen Ehl-i Sünnet âlimlerine mütekaddimîn namı verilmiştir. Selef denince de bu âlimler topluluğu kastedilir. Hicrî 300 tarihinden sonra gelen âlimlere ise müteahhirîn denmiştir. Bu iki kısım âlimler arasında itikad yönünden hiçbir ihtilâf söz konusu değildir. Yalnız, Kur’ân-ı Azimüşşân’daki müteşabihatı tevil hususunda, mütekaddimîn ve müteahhirîn arasında görüş farklılığı doğmuştur.

Mütekaddimîn, Kur’ân-ı Kerîm’deki müteşabihattan olan âyetleri tevil etmemiş ve onların mânâları ile de meşgul olmamışlardır.

Müteahhirîn ise, birtakım ehliyetsiz kimselerin, müteşabih âyetlere Kur’ân-ı Kerîm’in kat’î hükümlerine aykırı mânâ vererek fitne kapısını açmaları karşısında bu âyetleri tevil etme yolunu tutmuşlardır. Meselâ, “yedullah” ifâdesindeki yed (el) kelimesine mütekaddimîn âlimleri mânâ vermekten kaçınmışlar ve "Allah’ın muradı ne ise öyle kabul ederiz." demişlerdir. Müteahhirîn ise "Cenâb-ı Hak cisimden ve âzadan münezzeh olduğundan, buradaki yed kelimesi mecazî olarak, kudret mânâsınadır, yâni yedullah ifâdesi kudretullah demektir.", diye hükmetmişlerdir.

Bu misâlden de anlaşıldığı gibi, müteahhirîn, müteşabihattan olan âyetlere kendi akıllarına göre değil, şeriatın umumî kaidelerine ve sünnet-i şerîfenin düsturlarına uygun olarak mânâ vermişlerdir. Böylece kendi devirlerindeki fitne kapısını kapadıkları gibi istikbale de ışık tutmuşlardır.

Ef’âl-i ibâd konusunda Ehl-i Sünnet âlimleri, Cebriye’nin fikrini ifrat, Mûtezile’ninkini ise tefrit olarak değerlendirmişler ve "cebir de tefviz de yoktur", diyerek ikisi ortası bir yol takib etmişlerdir. Yani kul yaptığı işleri zorla ve mecbur kaldığı için yapmıyor. Bu yol şöyle özetlenebilir:

Bütün fiillerin yaratıcısı Hâlık-ı Zülcelâl’dir. Fakat ihtiyarî olan fiil ve hareketlerde insanın kesbi (talebi) söz konusudur. Bu fiillerde insan kâsibdir, (taleb edendir). Cenâb-ı Hak ise Hâlık’tır (yaratandır). İşte, insan bu talebi sebebiyle itaatkâr veya isyankâr olur.

Yukarıda belirtilen Ehl-i Sünnet itikadında mütekaddimîn ve müteahhirîn âlimleri müttefiktirler. Lâkin cüz’î irade olarak da adlandırılan insan kesbinin mahiyetini açıklama hususunda farklı yollar takib etmişlerdir. Mütekaddimîn zihinleri karıştırmamak için "kesb" tâbirinden ne kastedildiğini belirtmekten kaçınırken, müteahhirîn kesbin mahiyetini açıklamayı tercih etmişlerdir.

Kesbin mahiyetini açıklama konusunda da müteahhirîn iki ana yola ayrılmıştır. Bunlardan birincisi İmam Ebû Mansûr Muhammed Mâtürîdî Hazretleri’nin öncülük ettiği Mâtürîdî, ikincisi ise İmam Ebû’l-Hasan Eş’arî Hazretleri’nin öncülüğünü yaptığı Eş’âriye mezhebidir. İtikadda teferruattan sayılabilecek birkaç mesele dışında, bu iki mezheb arasında önemli bir farklılık yoktur.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 07/7/2010
Okunma Sayısı : 6439

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
uc sifir iki dokuz sekiz bes

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort