Zulme rıza ve küfre rıza ne demektir?

Zulüm; başkalarının maddi ve manevi hukukuna tecavüz etmek, haktan batıla intikal ve hakkı layık olduğu yere vermemek demektir. Zulüm adalete zıttır.

İnsanın yapması lazım gelen İlahi, şahsi ve içtimai vazifelerden herhangi birini terk etmesi de zulümdür. Buradaki zulüm insanın maddi ve manevi bütün cihazatını Cenab-ı Hakk’ın emrettiği şekilde değil de nefis hesabına kullanmaktır. İnsan haram şeylere bakmakla gözüne, haram sesleri dinlemekle kulağına zulmettiği gibi, aklını da batıl şeylerde kullanmakla ona zulmetmiş olur. “Çünki en kıymetdar âletleri, en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin.”1

Zulüm, maddi ve manevi hayatı felç eden büyük bir tahriptir. Evleri ve ocakları söndürür. Devlet ve milletleri tarumar eder.

Zulüm, koyu bir karanlıktır. Eğer bir memlekette adaletin yerini zulüm almışsa, o memleket ne kadar ihtişamlı da olsa o saltanat fazla sürmez ve kısa bir zaman sonra kuvvetini kaybeder ve mahvolur. Zulüm ile hükmeden milletlerin ve devletlerin devam etmeleri mümkün olmamıştır. Roma ve Endülüs gibi nice devletlerin tarih sahnesinden silinmelerine zulüm sebep olmuştur. Malumdur ki, insanlara zulmedenin davacısı Allah’tır. Zulüm kadar Allah’ın kahr ve gazabını tacil edecek hiçbir şey olamaz. O’nun intikamına ve gazabına dayanacak kuvvet ve kudret ise hiç kimsede yoktur.

Bu bakımdan zulümden son derece sakınmak gerekir. Dinimizde değil zulmetmek, zulme kalben bile rıza göstermek yasaklanmıştır. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:

“Zulmedenlere en küçük bir meyil dahi göstermeyin; yoksa cehennem ateşi size de dokunur.”2

Acaba bundan daha büyük bir ikaz ve tehdit olabilir mi?

Peygamber Efendimiz (s.a.v) de şöyle buyurmaktadır:

“Küfür devam eder, zulüm devam etmez.”

Başka bir hadis-i şeriflerinde ise

“Mazlumun ahı zalim için en keskin kılıcın görmediği işi görür.”

buyurarak zulmün ne kadar büyük felaketlere yol açtığını ortaya koymaktadır.

Bir insanın zalim olanlara muhabbet göstermesi, onlarla işbirliği yapması, onların hareketlerini doğru ve hoş görmesi ve en tehlikelisi de onların gittiği yoldan gitmek istemesi zulümdür ve zulme rızadır.

Evet, zulme rıza zulümdur. Zulüm ve küfürde gidenlerin ve onlara rıza gösterenlerin akibetleri hüsran olmuştur. Bundan dolayı geçmiş ümmetler bir çok elim bela ve musibetlere düçar olmuşlardır. Bunlardan ders alınması bir ayette şöyle ifade buyrulur:

“De ki, yeryüzünde gezin dolaşın da daha öncekilerin âkibetleri nice oldu görün.”3

İnsan ne garip ve acip bir mahluktur?!. Gaflet uykusundan uyanmasını gerektiren bir çok ayet, hadis ve tarihi hadiseler varken yine de uyanmaz, kendini tehlikeye sürükleyecek amellerden sakınmaz.

Bir milleti sefahat ve ahlaksızlığa sürükleyen ve onların içlerine her türlü menfi ideolojileri yaymak için çalışanlar da zalimlerin ta kendileridir. Bu insanlara muhabbet etmek ve onların yaptığı bu tahribata karşı lakayt kalmak, hatta hoş görmek de zulme rıza anlamına gelir.. Bu bakımdan çeşitli bela ve musibetlere maruz kalmamak için, her mü’min ve özellikle ilim ve irfan erbabı olanlar bu tür menfi ideolojilere karşı mücadele etmelidirler. Aksi halde suçlularla beraber masumlar da perişan olur. Nitekim bir ayette şöyle ifade buyrulur:

“Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. (masumları da yakar)”4

Bir geminin herhangi bir yerinden delik açan bir kişinin yapacağı tahribat hem ona göz yumanların hem de bundan haberi olmayanların denizde boğulmalarına sebep olacaktır. Onun için böyle bir musibete baştan meydan vermemek, çok dikkatli olmak ve bu fiili yapan kişiyi men etmek herkesin vazifesidir. İçlerinden bazılarının bile buna engel olmaları diğer insanları bu felaketten kurtaracaktır. Aksi halde herkes “bana ne der” ve bir şey yapmazsa hepsi felakete sürüklenir.

Şunu da ifade edelim ki, her insan, hakkını koruma adına zalimin cezasını kendisi vermeye kalkarsa, o toplumda fitne ve kargaşa meydana gelir.Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

“Sizden her kim bir münkeri (kötülük) görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer ona muktedir olamazsa diliyle, diliyle de yapamazsa kalbiyle (buğz etsin); bu da imanın en zayıf derecesidir.” [Müslim, İman 78 (49); Ebu Dâvud; Salâtu'l-İydeyn 248 (1140); Tirmizî, Fiten 11 (2173)]

Zalimlerin zulmünden mazlumları kurtarmak ve kötülükleri kuvvet kullanarak defetmek devletin vazifesidir. Zira kuvvet kullanmak selâhiyeti ferdin değil, devletindir. Dil ile düzeltmek yani o kötülüğü ve zulmü yapanları ikaz etmek ve onları bu tür haksızlıklardan vazgeçirmek için nasihat etmek alimlerin vazifesidir. Bu tür kötülükleri yapan ve insanlara zulmedenlere karşı kalben buğz etmek de avâm-ı nâsın görevidir.

Küfre Rıza

Küfür örtmek manasınadır. Hak dini ve Hakk’ı inkar edene ve gizleyene kâfir denilir. Zulme rıza zulüm olduğu gibi, küfre rıza da küfürdür.

Bediüzzaman Hazretleri küfrün büyük bir cinayet olduğunu şöyle ifade eder:

“Evet küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve manasızlıkla ittiham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat âyinelerinde cilve-i esmayı inkâr olduğundan, bütün esma-i İlahiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdaniyete olan şehadetlerini reddettiğinden bütün mahlukata karşı bir tekzib olduğundan; istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salah ve hayrı kabule liyakatı kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlukatın ve bütün esma-i İlahiyenin hukukuna bir tecavüzdür.”5

Bu bakımdan kafirlerin bu azim cinayetlerini ortaya koyan küfrünü hoş görmek, onların dinlerine, örf ve adetlerine hayran kalmak yasaklanmıştır. Nitekim bir ayette şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin.”6

Bu ayette Müslümanlar, kendi dinlerine düşman olan kafir ve münafıkları dost edinmemeleri konusunda ikaz edilmektedirler. Küfre rıza, kâfirin küfür üzere yaşamasını istemek değil, onun küfrünü beğenmek demektir. Elbette ki, İslam dinini samimi bir surette kabul etmiş bir mümin, onların küfrünü beğenip, muhabbet etmez. Zira böyle bir hareket onların küfrüne rıza göstermek demektir. Allah’a karşı yapılan bu azim cinayetin ve isyanların devam etmesine hangi mü’min taraftar olabilir?

Bir Müslüman’ın kâfir olarak ölmesini istemek, kızının gayri müslim birisiyle evlenmesine rıza göstermek de küfre rıza anlamına gelir.

Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.”7

Bu ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi, bir insanın babası ve kardeşi de olsa onların küfrünü sevmesi, buna rıza göstermesi yasaklanmıştır. Bu şekilde hareket edildiği taktirde onların küfrüne rıza gösterilmiş olacaktır.

Yine başka bir ayette de şöyle buyrulur:

“Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Allah zalim topluluğa hidayet etmez.”8

Şunu da ifade edelim ki, bu âyet-i kerimeler beşeri ilişkilere mani değildir. Ayetteki yasaklama onların küfürleriyle, Yahudilik ve Hıristiyanlıklarıyla ilgilidir. Yani onların dinlerine, örf ve adetlerine hayran kalmak yasaklanmıştır. Yoksa onlarla ticaret yapmak, onların sanat, fen ve teknik sahasındaki faydalı sanatlarını ve ilmi buluşlarını almak ve onlarla menfaatimizi gerektiren konularda anlaşmalar yapmak ve iyi geçinmek elbette gerekli ve zarûrîdir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)

“İlim Çin’de de olsa gidip alınız.”

buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) Medine’de Ehl-i Kitapla anlaşma yaparak bir güven ortamı sağlamış, ama onlarla ilişkilerinde daima ihtiyatlı olmuştur.

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespitleri konuya ışık tutacak ve yanlış değerlendirmelere mani olacaktır:

“Binaenaleyh onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, kat'iyyen nehy-i Kur'anîde dâhil değildir.”9

Nitekim Ehl-i kitap'tan kız almak ve onların kestiğini yemek caizdir.

“Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!..”10

Bu cevaza dayanarak, Hristiyan bir kadınla evlenen kişi, onu hanımı olduğu cihetle sevebilir, ancak onun dinine muhabbet beslemez. Ehl-i kitapla her türlü münasebetlerimiz için bu çok önemli bir ölçüdür.

Son olarak şunu da ifade edelim ki, “Hükümlerin hayırlısı sulhdür.” İnsan ancak barış ve sulh ortamında karşısındaki insanla temas kurup kendi fikirlerini ona anlatır ve onun görüş ve düşüncelerinden istifade eder. Kavga ve husumet ortamında görüşmek ve fikir alış verişinde bulunmak asla mümkün değildir. Nitekim bir âyet-i kerimede,

"Sulh sizin için daha hayırlıdır."11

buyrulmaktadır. Bu bakımdan onlarla iyi geçinmek gerekir. İyi geçinmek demek onların küfürlerini hoş görmek demek değildir.

Dipnotlar.

1 Sözler.
2 Hûd Suresi, 11/113.
3 Rum Suresi, 30/42.
4 Enfal Suresi, 8/25.
5 Sözler.
6 Nisa Suresi, 4/144.
7 Tevbe Suresi, 9/23.
8 Maide Suresi, 5/ 51.
9 Münazarat.
10 Münazarat.
11 Nisa Suresi, 4/128.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 07/7/2010
Okunma Sayısı : 13345

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dort sekiz dokuz iki bes dort

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort