l. İnsan ve Cihad

Cihad, İla-yı kelimetullah için cehd ve gayret gösterilmesidir. Allahu Teala’nın razı olmadığı küfür, dalalet ve fısk gibi menhiyatın def edilmesi ve iman, amel-i salih ve takva gibi hakikatlerin ihya edilmesi için büyük bir himmet ve gayretle çalışmaktır.

Daha şümullü bir tarif ile cihad; müminlerin kalplerinde parlayan hidayet güneşini söndürmek isteyen nefis ve şeytana karşı ilim, amel, ihlas ve takva ile cihazlanmak; cahil ve gafillerin kalbî ve ruhî helaketlerine mani olmaya, münafıkların da tahribatlarını tamir etmeye tebliğ ve irşad ile gayret göstermek; İslam’ın nurunu zemin yüzünde söndürmek isteyen mütecaviz düşmanları def etmek için maddî kuvvet hazırlamak ve gerektiğinde istimal ile onları bertaraf etmek ve bu vadide büyük cehd ve gayret göstermektir.

Cihad, Cenab-ı Hakk’ın insana lütfettiği akıl, kalp gibi enfüsi nimetlerle, servet ve makam gibi afaki nimetleri O’nun rızası istikametinde kullanmaktır.

İslam’da cihad farzdır. Bunun meşruiyeti kitab, sünnet ve icma ile sabittir.

Nitekim bir ayette mealen şöyle buyurulmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Ona yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Maide Suresi, 5/35)”

Hakk’ın yüceltilmesi ve batılın bertaraf edilmesi hedefine müteveccih olan bu mukaddes hakikat, Kur’an’ın iltifatına mazhar olmuştur. Cihatta öyle bir manevî lezzet vardır ki; bazen hayatın sona ermesine vesile olduğu halde, yine de görülmemiş bir neşe ve sürurla karşılanır. Cihad, ruhlara celadet ve ulviyet veren bir hakikat menbaıdır. İman nurundan inkişaf eden bu gayret, mücahitler için bir hayat meşalesidir. Cesaretin ve şecaatin menbaı olan bu hakikat kadar, din-i Hakk’a hizmet etmiş hiçbir şey yoktur. Cihad, gönüllere haz, ruhlara heyecan, kalplere sürur, fikirlere intibah, vicdanlara ziya verir.

Hakiki mücahidler için cihad, mukaddes bir vazife, ilahi bir ikram ve ulvî bir lütfutur! Binaenaleyh Cenab-ı Hak cihadı insan fıtratında derc etmiş, ifası için de ona azim, irade ve kuvve-i gadabiye vermiştir. İslâmiyet, on dört asırdan beri cihad ve tebliğ ile şan ve şerefini muhafaza etmiş ve fedakâr mücahitler sayesinde cihanın muhtelif iklimlerine yayılmıştır.

Bu kudsî hakikat, İslam’ın teâlisi, terakkisi ve neşri için her devirde esas olmuş ve kıyamete kadar da olmaya devam edecektir. Çünkü cihad, hayatın vaz geçilmez bir kanunudur, maddî ve manevî bütün tekâmüllerin ruhudur. İster şartlar tahakkuk ettiği takdirde harici düşmana karşı maddî kuvvetle olsun, ister enfüsi alemde nefs-i emareye karşı onu terbiye ve tezkiye yoluyla olsun, cihat her türlü terakki ve kemalatın esasıdır.

Bediüzzaman,

Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahı ile cihad edeceğiz.”1

buyurarak, büyük düşmanlarımızı ve onlarla hangi silahla mücadele etmemiz gerektiğini ortaya koymuştur.

Nefisle cihad edilerek kalpler günahlardan temizlenir, ilmî cihadla akıllar cehaletten, dalaletten kurtarılır ve maddî cihad ile de İslam memleketleri haricî düşmanın hücumundan muhafaza edilir.

Cihatta esas maksat, tevhid hakikatini bütün kalplere hakim kılmaktır. Bu ise ilim ve hüccet yoluyla aklı ikna, nefsi ilzam, kalbi tatmin, ruhu tenvir ederek insanları hidayete sevk etmekle olur. Buna karşı çıkan harici düşmanlara ve ehl-i küfre ise kuvvetle mukabele edilir.

İslâm dininde cihad büyük bir ibadettir, bu da ancak Allah rızası için yapılır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ganimet elde etmek, şan ve şeref kazanmak, mevki ve makam elde etmek için yapılan savaşın cihad olmadığını” haber verirler. Bu tip savaşlar cihad değil, işgal ve zulümdür.

Cihadın gayelerini şöyle sıralayabiliriz:

- İlim yoluyla aklı ikna, nefsi ilzam, kalbi tatmin, ruhu tenvir ederek tevhid sancağını her gönülde dalgalandırmak ve böylece insanlık alemini küfürden, şirkten ve dalaletten kurtarmak.

- Düşmanların zulümlerine, tecavüzlerine set çekerek, vatan ve memleketi düşman istilasından muhafaza, Müslümanların can ve mallarını, iffet ve namuslarını taarruzdan himaye, mabedlerini ve camilerini tahripden vikaye etmek.

- İrşat ve tebliğin önüne çıkan engelleri def edip, İslam’a daveti emniyet altına almak, İslam’ı kabule hazır olan insanlara yapılan zulümlere, tazyiklere, işkencelere mani olmak ve onlar üzerindeki bu zorlamayı kaldırarak hakkın kabulüne zemin hazırlamak.

- Müslümanlar arasına sokulmak istenen fitne ve fesadı def ederek, onları dinin saf ve nezih olan aslına kavuşturmak.

- Millet fertlerini bölüp parçalamaya ve aralarına düşmanlık ve kin sokmaya dönük anarşi ve terör faaliyetlerine karşı her türlü tedbiri almak, memlekette sulh ve sükunu temin etmek.

- Harici düşmanlara karşı yeterince kuvvet hazırlayarak, onları tecavüzden vazgeçirmekle sulhu temin etmek…

En büyük cihad, fertleri ilim, irfan, ahlak ve fazilet ile teçhiz etmek ve kalp ve ruhlarını, akıl ve hissiyatlarını ulvi gayelere yöneltmektir. Manevî yapılarını bu şekilde kuvvetlendiren milletler daima terakki ve teali ederler

Peygamber Efendimiz,

“Cihadın en büyüğü nefisle yapılandır.”

“Senin en büyük düşmanın, senin içinde bulunan (senden hiç ayrılmayan) nefsindir. 

buyurmakla ümmetini bu büyük ve en tehlikeli düşmanla mücahedeye davet etmiştir. Nefisle cihadı, Resulullah Efendimiz “cihad-ı ekber” olarak vasıflandırmıştır. Nitekim Tebük muharebesinden dönülürken şöyle buyurdular:

“Cihad-ı asgardan cihad-ı ekbere döndük.”

“Ya Resulullah! Cihad-ı ekber nedir?” diye sorulduğunda

“Nefisle mücadeledir.”

diye cevap vermişlerdir. Bir hadis-i şeriflerinde,

 “Düşmanlarınızla mücadele ettiğiniz gibi, nefsinizle de mücadele edin.” buyurmuş ve

“Nefsini islaha gayret eden bir kemsenin mücahid olduğunu haber vermişlerdir.”

Bediüzzaman Hazretleri de

Herkes kendi aleminde bir kumandan olduğundan, alem-i asgarında cihad-ı ekberle mükelleftir ve ahlak-ı Ahmedi ile tahalluk ve sünnet-i Nebeviyeyi ihya ile muvazzaftır.”2

diyerek, bu büyük cihada dikkat çekmiştir.

İnsanın en büyük düşmanı kendi nefsidir. Zira o terbiye edilmezse kötülüklerin menbaı, isyanların amiri, ve bütün fenalıkların kumandanı olur. Evet, bütün fitne ve fesatların dalalet ve sefahatlerin temeli, esası nefs-i emareye tabi olmaktır.Onun tabiatında kötülüklere ve isyanlara meyil vardır. Ruhları asabiyet ve azap içinde bırakır. İnsanı günaha ve isyana mübtela ede ede tâ küfre kadar götürür. İnsanı zalim, cahil ve mağrur eder ve onu rububiyet dava edecek kadar alçaltır, zelil ve rezil eder.

Bu bakımdan nefisle cihad, büyük cihattır. Çünkü, nefs-i emmare, insana diğer düşmanlardan daha yakın, şerri, diğerlerinden daha büyüktür. O terbiye edilmedikçe yahut esir edilmedikçe şerrinden kurtulmak mümkün değildir.

Nefisle cihad daimi, harici düşmanla cihad muvakkattır; hatta bazen hiç vuku bulmayabilir. Bu cihadı bazı Müslümanların yapmasıyla diğerlerinden sakıt olur.

Harbe iştirak edenler için de harbin bitmesiyle bu cihad sona erer. Nefisle mücahede ise böyle değildir. Bu cihadla herkes her zaman mükelleftir. İnsan, ömrünün sonuna kadar yılmadan, usanmadan onunla mücadele etmek zorundadır. Esas mücahit, nefsiyle arslanlar gibi çarpışarak onu mağlup edendir.

Haricî düşmanlarla yapılan cihatta muvaffak olunursa, insan gazilik gibi şerefli bir unvan kazanır; tarihin şeref levhalarında izzetle yad edilir. Şehit olsa, velayet mertebesine erişir, kudsi ve daimi bir hayat kazanır; kabir aleminde evliyalar ile hayatını devam ettirir.

Eğer insan, nefs-i emareye mağlup olsa şeytanın kumandası altına girer. Nefsin pençesi altında kahrolur, haysiyet ve şerefini kaybeder. Hayvani hislerin esiri olur. Böylece insaniyetini kaybeder ve hayvandan daha aşağı bir derekeye düşer. “Dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azap ve zarar ve ahirette cehennem ve sakar belasını çeker.”

Bediüzzaman Hazretleri, nefsi Hz. Yunus’u (AS) yutan balığa teşbih ederek şöyle buyurur:

“Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut onun hutundan bin derece daha muzırdır. Çünki; onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor.”3

Dipnotlar:

1 Divan-ı Harb-i Örfî, s.15.
2 Divan-ı Harb-i Örfî, s.55.
3 Lemalar, s. 6.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 08/7/2010
Okunma Sayısı : 4659

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dort sekiz dokuz dokuz uc dort

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort