o. Zamanı En İyi Şekilde Kullanma

İnsanın dünya ve ahiret saadeti, zamanın kıymetini bilip, iyi değerlendirmesine bağlıdır. Zaman, geçici dünya zevklerine değil, ebedî saadetin kazanılması için kullanılmalıdır.

Dünya seriüzzevaldir, hiçbir şey onu değiştiremez. Sabahleyin açıp, akşam solan bir çiçek gibidir. Gençlik zamanında her taraftan gelen zevkler ve neşeler onu istikbal edip, hoşamedi ederler. Hâlbuki ona refik olan bu neşeler, tatlı anlar ve demler bir gonca gibi çabuk solup giderler. Üstad Bediüzzamanın dediği gibi,

“Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet'in intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder...”1

İnsanın bu fanî dünyada ebedî saadete mazhar olması, ancak abes şeyleri terkedip, kısa ömrünü çok iyi değerlendirmesiyle mümkün olur. Evet, zaman insanın en büyük sermayesidir. Onun kıymetini en iyi şekilde bilip değerlendirmek gerekir.

Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri ma'dud ve her şeyin fânidir. Öyle ise, şu kısa, fâni ömrünü fâni şeylere sarfetme ki, fâni olmasın. Bâki şeylere sarfet ki, bâki kalsın.” 2

Büyük nimet olan zamanı boş yere harcamamak gerekir. Çünkü zararların en büyüğü vaktini faydasız yere geçirmektir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm.) “İki nimet vardır ki, insanlar onlarda yanılmıştır: sıhhat ve boş vakit” diye buyurmuştur.

Mısır’da Selef-i Salihinden bir zat, zamanın yerinde sarf edilmesinin lüzumunu şöyle nazara veriyor:

"Ben Cenab-ı Hakk'ın 'Asr suresi'nde zamana yemin etmesinin hikmetini anlamıyordum. 'Acaba Hak Teâla yanında zamanın ne gibi değeri var ki, bu sure-i şerifte onun şanına yemin ediyor?..' diye düşünüyordum. Bir gün çarşıda dolaşırken buz satan bir zata rastladım. Büyük bir telaş ve heyecanla ‘Buz alın. Buz alın. Harareti söndürür. Buz alın!..’ diye bağırıyordu. Adamın yanına yaklaşarak: ‘Niçin böyle bağırıp milleti rahatsız ediyorsun? İşte malın ortada, herkes görüyor, ihtiyacı olan alır.' dedim. Adam da bana dönerek, ‘Anlamıyorsun!.. O benim sermayem, durmuyor eriyip yok oluyor, onu nakde çevirmeye çalışıyorum. İşte telaşım ve feryadım bunun içindir!..’ dedi. İşte, Cenab-ı Hakk'ın zamana yemin etmesindeki hikmeti ve zamanlarını boş yere tüketenlerin hüsran ve zararlarının ne kadar büyük olduğunu, o buz satan adamdan öğrendim."3

İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gafletle muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzie ile avdet ederler.”3

Hayatlarını ulvî gayeler yolunda harcayanlar, hiçbir zaman unutulmazlar.”

Bir mütefekkir de zamanın önemini şöyle anlatıyor:

“Altından daha kıymetli bir saatimi boşa geçirdim. Her bir dakikası bir elmas mesabesinde olan o bir saati kaybettim. Onları geri getirmek için bütün servetimi veririm. Lâkin onları geri getirmeye hiçbir fert muktedir değildir.”

Zamanın bir saati hatta bir dakikası hazinelerden daha kıymettardır. O bir saat içinde bilmediğimiz nice âlemler vücuda geliyor. Yıllarca ve asırlarca yapılamayan bir iş, bazen bir anda yapılır. Meselâ; Peygamber Efendimizin (asm.) bir anda miraca gidip gelmesi ve birçok meratib-i kemalata kavuşması, Hazret-i Ebubekir Efendimizin ‘Sıddıkiyet’ makamına bir anda yükselmesi, bütün ömrünü küfürde geçirmiş bir adamın, bir anda La ilahe illallah Muhammed’ür-Resulullah deyip iman ederek vefat edip, ebedi cenneti kazanması gibi haller zamanın ehemmiyetini ifade eder.

Verilen her nimetin hesabı sorulacağı gibi, zamanın da hesabı sorulacaktır. Nitekim sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bu hakikati bir hadis-i şeriflerinde şöyle ifade buyurmuştur:

“Kıyamet günü insanoğlu, ömrünü nasıl geçirdiğinden, yaptığı işleri ne niyet ile yaptığından, malını nereden nasıl kazanıp ve nerede harcadığından, sıhhatini nerede ve nasıl değerlendirdiğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz.”4

Hayatlarını yüksek şeylerin yolunda harcayanlar, hiçbir zaman unutulmazlar.

Dipnotlar:

1 Sözler, s. 39.
2 Mesnevi-i Nuriye, s. 182.
3 Mesnevi-i Nuriye, s. 216.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 08/7/2010
Okunma Sayısı : 3043

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
iki sifir yedi iki yedi yedi

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort