a. İhlâs

İhlâs, saf ve temiz, içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık anlamlarına gelir.

İhlâs, yapılan her işte ve bilhassa ibadetlerde sadece Allah’ın rızasını gözetip, gösteriş, riya, hile ve desiseden sakınmaktır.

İhlâs, kişinin icra ettiği ibadetlerini ancak Allah’ın havl ve kuvvetiyle yaptığını bilmesidir. İnsan böylece yaptığı ibadetlerine güvenimekten, gururdan ve şirki hafi, yani gizli şirkten kurtulmuş olur. Çünkü bütün iyilikler ve güzellikler Allah’tandır. Kusur ve noksanlık ise insanın nefsindendir.

“Mehasinin hep mevhubedir; seyyiatın meksûbedir.”1

İhlâs, Kalp temizliğinin ve samimi niyetin delilidir. Kişinin maddî ne manevî bütün varlığı ile Allah’a kul olması ve hiçbir şeyi ibadetlerine alet etmemesidir. Cenab-ı Hakk’ın rızası ihlâs ile kazanılır. Bazen ihlâs ile söylenmiş bir kelime, bir insanın kurtuluşuna sebep olabilir. Onun için yalnız Cenab-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yakmak gerekir. Allah’ın bir kişiden zerre kadar razı olması, o insan için en büyük bahtiyarlık ve saadettir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurur:

“Ben Cebrail’den ihlâsın ne olduğunu sordum. Şöyle cevap verdi:

'Ben de Aziz ve Celil olan Allah’a: İhlas nedir, diye sordum, O şöyle buyurdu:

“İhlâs, benim bir sırrımdır. Onu kullarımdan sevdiğim kimselerin kalbine koyarım.”

İhlâs, fenalığı ve kötülüğü gideren bir fazilettir. Şeytanın bile ihlâs sahiplerine yanaşamadığını şu ayet ifade etmektedir:

“İblis, 'Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki, yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinden ihlâsa erdirilmiş kuların hariç.' dedi.” 2

İhlâs ile ibadet yapanlara ve taate devam edenlere şeytan ve onun gibilerin vesveseleri tesir etmez. Cenab-ı Hak, rıza-yı ilâhî için, dini vazifelerini ifaya çalışan kullarını, inayet ve tevfikine mazhar ılmıştır. Onları şeytan hidayet yolundan ayıramaz.

Başka bir ayette de şöyle buyurulur:

“Şüphesiz biz o kitab-ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak, O’na kulluk et. İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır...” 3

Ahlâk önderleri bütün peygamberler, ihlâsla yoğrulmuş şahsiyetlerdir. Onlar, tebliğlerinde ve diğer bütün işlerinde Allah’ın rızasından başka bir gaye ve maksat gözetmemişlerdir.

Maddî menfaat cihetinden gelen rekabet, makam sevgisi, şan ve şöhret düşkünlüğü, gibi haller, birer manevî hastalıktır. Bunlar “şirk-i hafi” yani gizli şirk olduğu gibi, riyakarlık ve kendini beğenme gibi en kötü hasletlerdir.

Mü’minler bütün söz ve davranışlarında yalnız Allah’ın rızasını gözetmelidirler. Uhud savaşında en önde savaşan Kuzman, Medine’deki hurmalıklarını korumak niyetiyle savaştığı için, Cehennemlik olmuştur. Demek ki, kişinin niyeti çok mühimdir.

Bediüzzaman Hazretleri niyetle ilgili şöyle der

"Bu niyet mes'elesi, benim kırk senelik ömrümün bir mahsulüdür. Evet niyet öyle bir hâsiyete mâliktir ki, âdetleri, hareketleri ibadete çeviren pek acib bir iksir ve bir mâyedir. Ve keza niyet, ölü ve meyyit olan haletleri ihya eden ve canlı, hayatlı ibadetlere çeviren bir ruhtur."

"Ve keza niyette öyle bir hâsiyet vardır ki; seyyiatı hasenata ve hasenatı seyyiata tahvil eder. Demek niyet, bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâstır. Öyle ise necat, halas ancak ihlâs iledir. İşte bu hâsiyete binaendir ki; az bir zamanda çok ameller husule gelir. Buna binaendir ki; az bir ömürde, cennet bütün lezaiz ve mehasiniyle kazanılır. Ve niyet ile insan, daimî bir şâkir olur, şükür sevabını kazanır.”4

Bu dünyada, hususan ahirete ait hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet ve en yüksek ahlâk ihâstır Halis niyet ile bir şeyi isteyen, o arzusuna kavuşur. O halis niyetinin meyvesini dünyada görmese bile, Cenab-ı Hak, onun kaşılığını ahirette mutlaka verir. Evet, samimi bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz.

Şunu da belirtmek isterim ki, Allah için hizmet edenler, daha fazla sevap kazanmak ve bir çok insana tebliğde bulunmak arzusuyla hırs göstermemelidirler Bu durum rekabet ve kıskançlığa yol açar, ihlâsı kaçırır ve insanı riyâya götürür. İnsanın vazifesi halis bir niyet ile sadece tebliğde bulunmaktır. Herkes kendi mesleğini ve hizmetini üstün görebilir. Ancak sadece kendi mesleğinin hak ve güzel olduğunu söyleyemez. Evet bazı peygamberler vardır ki, sadece birkaç ümmeti olmuş, bazılarının ise hiç olmamış. Ama onlar, yaptıkları tebliğ vazifesinin azim mükafatını almışlardır. Onun için irşad ve tebliğ kimden ve nereden olursa olsun, kıskanmak değil, cidden taraftar olmak lazımdır.

Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

"'Mesleğim haktır yahud daha güzeldir.' diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden, 'Hak yalnız benim mesleğimdir.' veyahut 'Güzel benim meşrebimdir.' diyemez, olan insaf düsturunu rehber etmek.”5

Dipnotlar:

1 Mesnevi-i Nuriye, s. 66.
2 Hicr Suresi, 15/39-40.
3 Zümer Suresi, 39/2-3.
4 Mesnevi-i Nuriye, s. 70.
5 Lem’alar, s. 151.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 09/7/2010
Okunma Sayısı : 4814

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
sekiz yedi dort alti bes dort

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort