Ruhun Tekâmülü

Ruh, başta iman olmak üzere, ilim, marifetullah, muhabbetulah, ibâdet, tefekkür, takva, amel-i sâlih ve dua gibi âli hasletlere sahip olmak ve bunlarda terakki etmekle olgunlaşır.

İman; güvenmek, emin olmak, güven vermek anlamındadır.

İman, Allah-u Teâlâ’ya ve O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe, kaza ve kadere (Yüce Allah’tan ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’a vahyolunan bütün hakikatleri) tereddütsüz bir şekilde inanmak, bu hakikatleri kalben tasdik etmek ve bu tasdiki dil ile ifade etmektir.

İman, Allah’ın varlığını, birliğini ve kemal-i kudretini tasdik edip, Mukaddes Zat’ını her şeyden ziyade takdir, ta’zim ve tesbih etmektir.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle;

“İman, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam’ın tebliğ ettiğ zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrisini icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.”39

İnsanın en mukaddes vazifesi yaratıcısını bilmektir. Marifetullah ibadetten önce gelir. Zira bir şeyin ulviyeti ve azameti bilinmezse tazimde noksanlık olur. Tazim ise marifetten sonradır. Cenab-ı Hakk’a iman her şeyin fevkindedir. İman marifetullaha bina edilir. Bu da dinin temeli ve esasıdır.

Mümin olmanın iki temel şartı vardır: Kalben tasdik ve lisanen ikrar etmek.

Kalben tasdik; kalpteki tasdik hâliyle daimi ve bakidir. Bu gibi tasdikte değişiklik olmaz.

“Kulun lisanı sadık olmadıkça inancı sadık olmaz. Kalbi sadık olmadıkça lisanı sadık olmaz.”

Lisanen ikrar; iman hakikatlerine inanan her insan bu imanını lisanen ikrar etmelidir. Çünkü kalpteki tasdike ancak ikrar ile vakıf olunur. Aksi halde o kişinin mümin olup olmadığı bilinmez. Zaten bu ikrar olmazsa o kişi, Allah indinde mü’min olsa bile şeriat nazarında iman sahibi sayılmaz. Şeriat zahire göre hükmettiğinden kendisine dünyevi ve hukuki hükümler de tatbik edilemez.

İmanın altı rüknüne inanmak farzdır. İman bir bütündür parçalanma ve bölünme kabul etmeyen bir külldür. İman hakikatlerinden bazısına inanıp bazısına inanmayan bir kimse, iman etmiş olmaz. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade etmektedir:

“İman altı rüknünden çıkan öyle bir vahdanî hakikattır ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzi kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki kabil-i inkısam olmazlar. Çünki herbir rükn-ü imanî, kendini isbat eden hüccetleriyle sair erkân-ı imaniyeyi isbat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i a’zam olur.”40

Bir insan, bütün peygamberlere iman ettiği halde, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’ın peygamberliğini inkâr etse o şahıs İslâm ve iman dairesinden çıkar. Yine bir insan helal olan bir şeye haram derse veya haram olan bir şeyi helal diyerek işlerse o kimse de imanını kaybeder ve Allah katında küfre düşer. Namaz, oruç, zekât gibi ibadetleri ehemmiyetsiz gören ve hafife alan kimse de kafir olur. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri şöyle buyurur:

“İman, yalnız icmali ve taklidi bir tasdika münhasır değil, bir çekirdekten tâ bir büyük hurma ağacına kadar ve eldeki ayinede görülen misali güneşten tâ deniz yüzündeki aksine tâ güneşe kadar mertebeleri ve inkişafları olduğu gibi, imanın o derece kesretli hakikatleri var ki, bin bir Esma-i İlahiyye ve sair erkan-ı imaniyenin kâinat hakikatleriyle alakadar çok hakikatleri var ki, bütün ilimlerin ve marifetin ve kemalat-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikiden gelen tafsilli ve bürhanlı marifet-i kutsiyedir.”41

İman, insanı Cenab-ı Hakk’a intisab ettiren, ona kul olmanın şerefine erdiren ve rızasına ulaştıran mukaddes bir rabıtadır.

“ Îmân, insanı Sâni-i Zülcelâl’ine nisbet ediyor; îmân, bir intisaptır.”42

İman ve din öyle bir nurdur ki onların ziyası hangi kalpte tecelli ederse o kalp marifetullaha âyine olur.

İman, mukaddes ve muazzam bir fazilet menbaıdır, vicdanın ziyası, fikrin meşalesidir. O, öyle bir nur ve bir saadettir ki, ruh ancak onunla tatmin olur ve huzur bulur, öyle bir kuvvettir ki, insan o kuvvetle her musibete ve her elim hadiseye karşı dayanabilir. O öyle bir vüsattedir ki, insanı geçmiş ve gelecek bütün zamanlarda aklen ve ruhen yaşatabilir. Şayet iman tecessüm etse, onun kemal ve cemalini temaşa edenler kendilerinden geçerler.

İnsan, iman sayesinde Peygamberimiz (s.a.v)'den ve Cenab-ı Hakk’ın O’na inzal ettiği Kur’an-ı Kerim’den istifade ederek insan-ı kâmil mertebesine ulaşabilir. Zira iman insana kudret-i ilahiyeye karşı acz ve kusurunu hissettirip, nefsini gurur ve kibirden muhafaza ettirir.

İman öyle sağlam ve hiç kopmaz bir bağdır ki, sıdk ile ona sarılan doğrudan doğruya Allah’a vasıl olur. Böylece ruhu, aklı ve kalbi huzur bulur. İnsan, iman sayesinde önce kendi nefsini tefekkür ederek nasıl bir kudret kâlemiyle yazılmış bir nüsha-i kübra olduğunu, sonra kâinatın ulviyetine, nizamına dikkat ederek, bu ahengin bir Sani-i Kadir’in varlığına ve birliğine şehadet ettiğini tasdik eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“İman çıplaktır, elbisesi takva, ziyneti hayâ, sermayesi ibadet ve meyvesi de ameldir.”

Bir insan kalp ve ruhunu, akıl ve hissiyatını kelime-i tevhid ile tenvir ederse, derece derece kemal-i imanı kazanır, Allah’ın feyzine, rızasına ve saadet-i ebediyeye mazhar olur. İnsan, kelime-i tevhidi lisanen zikrettiği gibi, onu hayatına tatbik etmeli ve tevhid inancına uygun olarak yaşamalıdır ki, kâmil imana vasıl olsun.

Kamil iman sahiplerinin, Allah’ın yanında dereceleri pek yüksek ve çok âlidir. Onlar, Mevla’nın yanında aziz ve mükerrem oldukları gibi, diğer insanların yanında da kalplerin mahbubu, gönüllerin maşukudur. Onların bütün fiilleri ve sohbetleri marifetullah ve muhabbetullah üzerinedir.

Dipnotlar:

39. İşarat-ül İ’caz.
40. Şualar.
41. Sikke-i Tasdik-i Gaybi.
42. Sözler.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 09/7/2010
Okunma Sayısı : 7993

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
uc bes bir sifir sekiz sekiz

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort