Mukaddes Yolculuğun Bahtiyar Yolcuları

Selam size mukaddes beldelerin bahtiyar misafirleri... Artık siz, taşıyla toprağıyla mübarek olan, korku ve endişenin olmadığı emin bir beldedesiniz. Şeair-i İslâmiyenin a’zamlarından Hacc gibi bir ibadeti Cenâb-ı Hak sizlere nasip etti. Bahtiyarsınız... evet, Cenâb-ı Hakk’ın böyle bir davetine icabet ne ebedî bir saadet, ne tükenmez bir sürurdur!..

Şimdi, sizi dünyaya bağlayan bütün ağırlıklardan sıyrılıp melekler gibi hafifleyerek Kemal-i huzur ile Mescid-i Haram denilen o ulu ma’bede giriniz. Arşı ferşe bağlayan o Amûd-i Nurânînin etrafındaki halkalara dahil olduğunuzda masivadan tecerrüd ediniz, iki cihandan geçiniz. Ve sizler tavafta dönerken niyaz ve tazarrularınız o Amûd-i Nurâniye bürünerek tâ Arş-ı Rahman’a yükselsin.

Uluhiyette şeriki, saltanatta veziri olmayan o Ma’bud-u Lemyezel, o Mahbub-u Lâyezal’in huzurunda Ka’be-i Şerifin mübarek örtüsüne yapışınız, ağlayınız... Eşiğini öpünüz, iltica ediniz... Yüzünüzü yerlere sürünüz, istiğfar ediniz... Bezm-i ezelde Rabbinize vermiş olduğunuz o ahd-i mukaddesi hatırlayarak Hacer-ül Esved’i istilâm ediniz, biatinizi tazeleyiniz. Makam-ı İbrahim’de kılacağınız namazla şu fani dünyada ve şu karanlık istikbâlde bir Baki-i Sermedi ile münacaat edip dünyanıza nur serpecek, istikbâlinizi ışıklandıracak bir sohbet ediniz. O Rahmân-ı Rahîm’in iltifatını görünüz. Nur-u Hidayetini isteyiniz. Dertlerinizi kalbin ağlamasıyla dergâh-ı Ehadiyete dökünüz.

Nihayetsiz kusur ve fakrınızı düşünerek arz-ı hacet ediniz ve deyiniz ki:

Ey Rabb-i Rahîmimiz, eğer biz Sana itaat etmiş ve Seni tanımış ve Seni tevhîd etmiş isek, bu Senin ikramın iledir. Ey Halık-ı Kerimimiz, eğer biz Seni sevmiş ve Senin rızan uğruna bu mukaddes diyarlara gelmiş isek, bu yalnız Senin ihsanın iledir. Eğer Sana karşı kusur etmiş, günah işlemiş isek o nefsimizin isyanındandır.

Ve yine deyiniz ki:

Ya Rab, şu nihayetsiz kusur ve cehlimizle beraber Senin bize nihayetsiz inayetlerin ne şayan-ı taaccüb bir lütuftur ve bu zillet ve hakaretimizle beraber bize bu merhametkâr ihsanların ne şayân-ı hayret bir temaşadır.

Ya Rab, günahkâr, isyankâr ve âsi kullarına her hal ü kârda melce ve mence yalnız Senin deryayı Rahmetindir. Binaenaleyh, yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.

Ya Rab, biz Seni hakkıyla tanımaktan, Sana hakkıyla ibadet etmekten, Seni kemaliyle zikirden ve şükürden âciziz. Fakat Sana hasr-ı muhabbetimizi, tahsis-i taabbüddeki ciddi azmimizi ve samimi niyetimizi bilirsin.

Ya Rab, bizi rahmetinle kendine karip eyle ve bizi câzibe-i ihsanınla da cânib-i kudsiyetine cezbeyle ki, rızana nailiyetle Sana vasıl olmak müyesser olsun.

Safa’dan Merve’ye, Merve’den Safa’ya; Arafat’tan Mina’ya, Mina’dan Arafat’a koşuşturan hacılar!

Safa ve Merve tepeleri arasında sa’y ederken Hazret-i Hacer validemizi hatırlayınız. Ki sa’yinizin zevkine varasınız. Arafat’ta vakfeye durduğunuzda Hazret-i Âdem babanızla Havva ananızın döktükleri gözyaşları neticesinde affolmalarını hatırlayınız ki, vakfenin hazzını alasınız. Mina’da şeytanı taşlarken peygamberleri ve onların izinde gidenlerin cihadlarını hatırlayınız ve kendinizi nefis, şeytan ve şeytan gibi din düşmanlarına karşı cihada hazırlayınız. Kurban keserken de Allah’a karşı olan aşkıyla canı gibi sevdiği peygamber namzedi evladı İsmail’in boğazına bıçak çeken Hazret-i İbrahim’in imanını düşününüz.

Ey ruhları ruhumdan daha şeffaf, kalbleri kalbimden daha hüşyar bahtiyar misafirler! Sizler, kâinatın kemalâtını keşfeden, saadet düsturlarını beyan eden, nihayetsiz rahmet-i İlahiyeyi ilân eden, saltanat-ı Rubûbiyetin mehasinini bildiren Rasül-i Kibriyanın manevi huzuruna gidiyorsunuz.

O marifet ve hidayet âleminin merkezi, menzil-i mukaddesi olan Medine-i Tahireye gittiğinizde hâk-i Pâyi olduğum Dergâh-ı Bâlâya gidip, o dergâhta hazin gönüllerinizden nebean eden niyaz ve tazarrularınızı rikkatli kalbinize koyarak inci misali gözyaşlarıyla dökünüz. O barigâhta tâzim-i tam ile durunuz ve deyiniz ki:

Ey risalet burcunun mâhı! Sen nasıl ezelî bir ziyayı rahmetin evc-i bâlâsındasın ki, Senin fezâ-yı feyzinde nice hidayet pırıltıları pırlanta yıldızlar vücud-pezîr oldular. Demek Sen, öyle bir feyz-i ezelînin mazharısın ki, o feyz ile cihanın bağ ve baharında pembe çehreli yasemin rayihalı, gül letafetinde, lâle misal sıddıklar, fâruklar, zinnurlar, haydarlar yetiştiler.

Ey semâ-i esrarın güneşi!.. Ey celâl medarınınmerkezi.. Ey cemal eflâkinin kutbu!... Demek Sen Ra-himiyeti ihata-i idrakten mukaddes bir Zât-ı Kerîmin öyle Rauf bir Rasûlüsün ki, afiyet ve sıhhatlara sürûr ve saadetlere ancak Senin vesilenle gidilir. Bütün düğümler Seninle çözülür. Aleme nurlar Seninle parlar. Bütün, kederler, meşakkatler, ihtiyaçlar Seninle geçilir. Cennete Seninle gidilir. Rü’yete seninle vasıl olunur...

Ey Reşat-Penah! Ey cihan-Penah Efendimiz!.. Bütün korkular Sana biatımızla zail olur. Şu İslâm âlemini saran, şimalden gelen muzlim zulmet, garptan gelen sefih medeniyet, ancak Cenâb-ı Canibinizden gelen rahmet rüzgârlarıyla izale olur. Demek çâre-i necat ve vesilemiz ancak Senin iledir. Öyle ise ölünceye kadar Seni müdafaa edip, yanından ayrılmamak üzere rıdvan ağacının altında Sana biat edenler gibi, bizler de Sana öyle biat ettik ki, -Biiznillahi teâlâ- yıldızlar, şahaplar gülle olarak yağsalar, Sana biatimizi kat’iyyen bozmayacağız.

Binler selâm Sana ya Rasûlallah!...

Ey risalet Şahı’nın diyar-ı evrengîsinde, ey cihanın Kâbe-i emeli olan Medine Şehrinin civarında, o hidayet ikliminde, o marifet ilinde ve o Nebiler köyünde bulunan bahtiyar misafirler!

O icabetgâhta yapacağınız duaların İnd-i İlâhide kabulünü Kâdı’ül Hâcattan niyaz eder, sizleri Hâfiz-i Hâkimin hıfzına emanet ederim.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 10/7/2010
Okunma Sayısı : 2493

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dort alti alti sifir dokuz yedi