Mezheplerdeki İhtilafın Rahmet Ciheti

Allah-u Zülcelal Hazretleri, Habib-i Ekremi (a.s.m.) hürmetine, mezhepler
arasındaki ihtilaf ile nihayetsiz rahmet ve suhulet kapılarını açtı.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Ümmetimin ihtilafı geniş bir
rahmettir”  buyurmakla bu hakikati ifade etmiştir. Evet bu hadis-i şerif
her türlü müsbet ihtilafı içine aldığı gibi, mezhepler arasındaki ihtilaflara
da şamildir.

“Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.”

“Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi”
Bazı âyet ve hadislerdeki kelime ve cümleler ayrı ayrı hükümleri ihtiva
etmiştir. Bir tek sedefte müteaddid inciler bulunabilir. İşte müçtehitler âyet
ve hadislerin sedefindeki cevherlerde ihtilaf etmişlerdir. Bu ise muhtelif
kapıların açılmasına vesile olmuştur. Bu ihtilaf ümmet-i Muhammed için
büyük bir kolaylıktır. Cenâb-ı Hakk;“Ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar
(yani, hata ile adam öldürmekte kısas icrasını ve günah işleyen
azaların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri
kaldırır.)” gibi âyet-i kerimelerle şeri’at-ı Muhammediye’nin gâyet derecede suhuletli
olduğunu ifade buyurmaktadır.

Meselâ, İmâm-ı Şâfiî’nin “kadına el değince abdestin bozulması” şeklindeki
İçtihadı, günümüz şartlarında hac ibadeti esnasında çok sıkıntıya
sebebiyet verir. Zira tavafın abdestli olarak yapılması lazımdır. Milyonlarca
insanın toplandığı o kalabalıkta bu hükmün uygulanması adeta imkansız
olduğundan, bu mezhep mensupları diğer mezhepleri takliden tavaf yaparlar.
Abbasi halifesi Harun Reşid, İmâm-ı Mâlik’e “Senin kitaplarını yazdıralım,
âlem-i İslâm’ın her tarafına dağıtalım. Ümmeti bunlara sevkedelim”,
teklifinde bulunur. İmâm-ı Mâlik şu cevabı verir: “Ya emire’l-mü’minin,
ulemanın ihtilafı Allah’tan bu ümmete rahmettir. Herbiri kendi nazarında
sahih olana tabi olur. Hepsi hidâyet üzeredir ve hepsi Allah’ın rızasını
ister.”

Müsbet ihtilaf, sahabe döneminde sıkça vuku’ bulmuştur. Hazret-i Peygamber
de (a.s.m.) ümmetini, dilediği sahabenin İçtihadıyla amel etme hususunda
serbest bırakmakla böyle bir ihtilafa razı olmuşdur. Sahabelerini
içtihat farklılığından dolayı muaheze etmemiş, her iki tarafın da hükmünü
hak ve münasib görmüşdür.

Sefere çıkan iki sahabi, namaz vakti geldiğinde su bulamayınca teyemmümle
namazlarını kılarlar. Sonra vakit içinde su bulurlar. Biri namazı iade
eder, yeniden kılar. Diğeri ise önceki kıldığını yeterli görür. Dönüşte durumlarını
Resûlullah’a sorarlar. Hazret-i Peygamber iade etmeyene “Sünnete
isabet ettin”, diğerine de “Sana iki defa ecir var” cevabını verir.“Sahabelerim yıldızlar gibidir, onlara uyarsanız hidâyete erersiniz” hadis-i şerifi de bu hakikata işaret etmektedir. Buna binaen herhangi bir
insan hak mezheplerden dilediğini tercih edebilir.

Kıblenin bilinmediği yerde namaz kılan bir mümin, kendi içtihadı ile bir
yön tayin etse veya her rekatını bir başka yöne doğru kılsa namazın sıhhatine
fıkhen hükmolunur.

Bu sayede müslümanlar zaruret hallerinde ruhsatı azimete tercih edebilmektedirler.
Bu ise onlar için büyük bir rahmet olmuştur. Evet, müslümanlar
kendi mezheblerinde çözümü olmayan bir mesele hakkında, zaruret
halinde, diğer bir hak mezhebin ruhsatı ile hareket edebilir ve böylece sıkıntıdan
kurtulurlar.

Zaten şeriat-ı Muhammediye insanların fıtratına uygun olarak taraf-ı
İlâhîden vaz’ edilmiştir.
Müçtehitler arasındaki ihtilaflar ümmet-i Muhammed hakkında rahmet
olduğu halde; geçmiş ümmetlerin helakine sebep olmuştur. Peygamber
Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde “ihtilaf geçmiş ümmetlere azab
olduğu halde, benim ümmetime rahmet olmuştur,” buyurmuşlardır.
Geçmiş peygamberlerin dinlerinde bütün hükümler açık ve kesin idi.
Âyetlerde istihraç edilecek ve tevile açık şeyler yoktu. Kat’i ve kesin olan
mes’elelerde ihtilaf olmayacağı da aşikar idi. İnsanlar bu kesin hükümlere
uymakta zorluk çektiler, ihtilafa düştüler ve bu ihtilaf onları helake götürdü.
Fakat bizim şeriatimiz geçmiş milletler üzerindeki darlığı ve sıkleti
kaldırmışdır. Meselâ, Hazret-i Musa’nın (a.s.) şeriatinde adam öldüren bir
katile kısasdan başka ceza verilmesi mümkün değildi.

Şeriat-ı İsa’da (a.s.) ise sadece diyet vacip idi, kısas yasaktı. Şeriat-ı
Muhammediye’de ise maktulun velisine kısas, diyet ve af arasında tercih
hakkı verilmiştir. Diğer bir misal, onların şeriatında elbisenin, necasetlenen
yerini kesip atmak vacip iken bizim şeriatımızda temiz suyla yıkamak kafidir.
Bu manada pekçok misaller vardır. Kitabımızın hacmi buna müsaade
etmediğinden bunlarla iktifa ettik.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 10/7/2010
Okunma Sayısı : 2028

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dokuz alti bes dort alti bir