Edille-i Şer’îyye

Şer’i delillerin esası Kitabullah ile sünneti Nebeviyedir. Dinimizin başlıca
hükümleri bu iki menbadan iktibas olunmuştur. Peygamberimiz zamanında
ahkâm-ı şeriyye bizzat Peygamberimizden alınır, talim edilirdi. Edille-i
şeriyyenin birincisi olan âyet-i celileler nazil olduktan sonra bu âyetler bizzat
Peygamber Efendimiz tarafından izah ve beyan olunurdu. Resûlullâh
Efendimizin (a.s.m.) yaptığı bu izahlardan ve içtihatlardan şer’i delillerin
ikincisi olan sünnet-i seniyye teşekkül etti. Peygamberimizin ahirete teşrifinden
sonra meydana gelen yeni hadislerden dolayı icmâ ve kıyas gibi iki
delile daha ihtiyaç hasıl oldu. Evet zamanın teceddüdü ile vukuatın teceddüdü
bu ihtiyacı zaruri kıldı. Nitekim bir hüküm eğer Kitap’ta sarahaten
mevcud ise onunla amel olunur. Kitap’ta yoksa sünnete müracaat ediler.

Orada da bulunmazsa icma ve kıyasa başvurulur.
1-) Kur’an-ı Kerim:
Edille-i Şer’iyyenin birincisi Kur’an-ı Azimüşşandır. Kur’an-ı Kerim bütün
beşeriyetin rehberi olan bir Kitab-ı İlâhî ve ebedî hidâyet kaynağıdır.
İnsaniyetin ebedi saadet ve selameti bu kutsi kitabın hükümlerine, emir
ve tavsiyelerine uymakla mümkündür. Çünkü İslâm dini, Kur’an ile kemal
bulmuştur. İslâm şer’iatının esası ve temeli O’dur. Dine ait umum kaideler
O’nda icmalen zikrolunmuştur. Zaman ve mekanın değîşmesiyle O’ndaki
hükümler değişmez. Ezelden geldiği gibi ebede gidecektir.
Bediüzzaman Hazretlerinin güzel ifadeleriyle Kur’ân-ı Kerim:
“Hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi., ve şu İslâmiyet
âlem-i manevîsinin güneşi, temeli, hendesesi., ve avalim-i
uhreviyenin mukaddes haritası., ve zât ve sıfat ve esma ve
şuun-u İlâhîyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vazıhı, bürhan-i katıı,
tercüman-ı satıı.. ve şu âlem-i insaniyetin mürebbisi., ve
insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ’ ve ziyası., ve nev-i
beşerin hikmet-i hakikiyesi.. ve insaniyeti saadete sevkeden
hakikî mürşidi ve hadîsi...” dir.

Evet, Kur’an-ı Kerim aklın maverasında, zekânın fevkinde bir mürşid-i
azamdır ki, âlem-i beşeri itidal ve istikamete davet eder ve sırat-i müstakim-i
gösterir. Kur’an-ı Kerim bütün insaniyet âleminin yegane hikmet, hidâyet,
feyz ve marifet kaynağıdır. O’nun her bir âyeti yüzlerce-binlerce hakikatleri
ihtiva eder. İnsanları her vadide kemalatın şahikasına yükseltecek bütün
prensipleri ihtiva etmektedir. Hayatın her safhasında muzaffer olmak için
onun koyduğu yolu takip etmek gerekir. İhata ettiği metod ve prensipler
nazara alınıp onlara temessük edilmezse muvaffakiyet mümkün değildir.

Çünkü Kur’an beşere selamet yollarını gösteren bir kanunlar manzumesidir.
Beşerin mübtela olduğu bütün hastalıkları izale ve tedavi edecek yegane
tabip Kitabullah’tır.

Bu kudsî kitabın bütün lafız, ibare, delâlet, işaret ve manaları ulvîdir,
ilâhîdir ve birer hidâyet yıldızıdır. Onun kutsi ve ulvî meşalesi kıyamete
kadar ziya verecektir. O, engin ve zengin bir belagat ve fesahet mucizesidir.
Ondört asır evvel Hicaz kıtasında tulû eden bu manevi güneş kendine teveccüh
eden akıl ve kalbleri tenvir eyledi ve ilelebed de edecektir.

Evet, Kur’an-ı Kerim âleme rehber olacak bir kitâb-ı celîldir. O’nun getirdiği
ahkamı-ı âliyesine itaat edenler fert olsun, millet olsun veya devlet
olsun, iki dünyanın saadetine nail olurlar. Zira Kur’an-ı Azimüşşan her vecihle
hikmet ve maslahata muvafıktır. İhtiva etmiş olduğu hükümler fenni
ve akli delillerle de teyid edilmiştir.Fikr-i beşer terakki edip ilim ve fünun yükseldikçe Kur’an’ın ehemmiyet
ve mertebesi daha iyi anlaşılacaktır.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle Kur’an-ı Kerim:
“İnsanlara hem bir kitab-i şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem
bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı
emr ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın
bütün hacat-ı maneviyesine merci’ olacak çok kîtabları
tazammun eden tek, cami’ bir kitab-ı mukaddes..”tir.

Demek oluyor ki, Kur’an-ı Kerim sadece şeriat ve ahkam âyetlerine münhasır
değildir. 6666 âyetin sadece 500 tanesi ahkama aittir. Bu âyetlerde
kâide-i külliye halinde ve mücmel olarak zikredildiği için şer’i hükümlerin
bütün teferruatını ve istikbâlde gelecek yeni hâdiseleri bu âyetlerde sarahaten
bulmak mümkün değildir. Bu mücmel âyetlerin tafsil ile beyan edilmesi
başta Sünnet-i Seniyye ve sonra icmâ ve kıyas ile gerçekleşmiştir.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 10/7/2010
Okunma Sayısı : 2458

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
iki iki dokuz uc dort alti

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort