İmam-ı Mâlik (H93-H-179)

Mâlik bin Enes Hazretleri, pek büyük bir müçtehittir. Ehl-i sünnet arasında
ikinci asr-ı hicriden beri kemal-i ittifak ile kabul edilmiş dört büyük
mezhepten birinin müessisidir. 189
Hicretin 93. senesinde dünyaya geldi ve H.179. senesinde ahirete irtihal
etti. Cennetü’l-Bakî’a defnedildi.
Konuştuğu her cümle delile istinat ederdi. Bu hususta büyük bir itibar
kazanmıştı. Herhangi bir meselede “Evet” veya “Hayır” dedi mi, artık Ona
“Bunu niçin söyledin ve nereden aldın” gibi sorular sorulmazdı.
İlim ve irfanını, 300’ü tabiinden olmak üzere toplam 900 alimden tahsil
etti. Ona göre ilim, çok rivayetin ezberi değildi, kişinin gayreti neticesinde
Allah’u Teâla’nın kalbe ilham ettiği bir nurdu.
İmam-ı Mâlik hazretleri ilim talebinde bulunan şahıslara şunları tavsiye
ederdi.
1. Sakin ve vakarlı olmak.
2. Kalbini mehafetullah ile doldurmak.
3. Kendine itaat ve itibar etmeyen kimselerin yanında konuşmamak.
İmam-ı Mâlik, muhitindeki bütün alimlerden faydalanmış ve ilim uğrunda
büyük fedakarlıklar göstermiştir. Bu hususta her türlü zorluğa katlanmış
ve her şeyini harcamış, hatta tahsil uğruna evini dahi satmıştır.
Medine-i Münevvere’de Emir bulunan Cafer İbn-i Süleyman, kendisine
bir meseleden muhalefet ettiğinden dolayı, İmâm-ı Mâlik Hazretlerine yetmiş
kırbaç vurdurmuştu.
Hazreti İmam, kırbaçlar vuruldukça:
“Yarabbi!.. Onları affet, çünkü onlar bilmiyorlar” diyordu. Nihâyet bayılıp
düşmüş, sonra ayılınca da: “şahit olunuz, ben hakkımı, beni döğene
helal kıldım” demiştir. 190
İmâm-ı Şâfiî’nin, İmâm-ı Mâlik’ten ders almış olması büyük imamın şeref
ve üstünlüğünü ifade etmeye kafidir.
O derslerinde vakar ve ciddiyet sahibi olup, lüzumsuz sözlerden tamamen
uzak kalırdı. Bu hususu ilim tahsil edenler içinde şart koşardı.
Bir talebesi şöyle dediğini nakleder:
“İlim tahsil edenlere vakarlı, ciddi olmak ve geçmişlerin yolundan gitmek
gerekir, ilim sahiplerinin bilhassa ilmi müzakereler esnasında kendilerini
mizahtan uzak tutmaları gerekmektedir. Gülmemek ve sadece tebessüm
etmek, âlimin uyması gereken adaptandır.
Hazret-i İmâm, ilim bakımından ne kadar yüksek ise, ahlak, zühd, fazilet,
takva ve kerem bakımından da öyle yüksekti.
Zehabi, Tezkiretü’l-Huffaz isimli eserinde bu büyük İmamı şöyle anlatır:
“Uzun bir ömür, yüksek bir mertebe, parlak bir zihin, çok
geniş bir ilim, keskin anlayış, sahih rivayet, dirayet, adalet,
sünnet-i seniyyeye ittiba, fetvada sıhhat yönünden önde gelen
bir zâttı.”
190 Bilmen, Hukuk-u İslamiye Kamusu, c. I, s. 401-402
Fetva vermede aceleciliği sevmez, çok kere “bilmiyorum” derdi ve “ilmin
kalkanı bilmiyorum demektir,” buyururdu.
İlim ve irfanda mütebahhir olan ve bir milyon hadis-i şerifi hıfzında
tutan bir zât, kendisine sorulan kırk meseleden otuzaltısına “lâ edrî,” (bilmiyorum)
diye cevap vermiştir.
En meşhur eseri Muvatta olmakla beraber daha birçok eseri mevcuttur.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 10/7/2010
Okunma Sayısı : 2441

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
sekiz alti sifir bir sekiz dokuz

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort