Suretler

Cenab-ı Hakk’ın Musavvir isminin tecellisiyle eşyada suretler teşekkül etmiştir.

Her madde, mutlaka bir surete sahip bulunmaktadır.

Mahlûkat içinde en ziyade ihtiyâr sahibi olan insanların, kendi suretlerinin teşekkülünde hiçbir tesire sahip olamamaları şahadet eder ki, hiçbir hayvan, hiçbir nebat, hiçbir yıldız ve hiçbir zerre de suretini kendisi yapmamıştır.

Mahlûkata bu suretleri takan Zat-ı Akdes’in, Musavvir ismi tefekkür edilirken, takılan suretlerle mânâlar arasındaki münasebete dikkat edilme­lidir. Her kelimenin ifade ettiği mânâya göre suret alması gibi, şu kâinat ki­tabındaki her bir harf, kelime veya cümle de bir mânâya göre suret almıştır. Meselâ, insan bedeni, insan ruhuna tam mutabık ve muvafık bir şekilde yaratılmıştır. Şöyle ki:

Hâlık-ı Hakîm, birer memleket hükmündeki her bir insan bedenine, pa­dişah mânâsında bir ruh ve onun sadrazamı mesâbesinde bir akıl ihsan etmiştir. Bunlara hizmetkâr olarak da hafıza, hayâl, hissi-i müşterek gibi dahiliyeciler ve göz, kulak, dil gibi hariciyeciler lûtfetmiştir. El, ayak, mide ve sair âzalar ise o ruhun birer âleti veya silâhı makamında olup, ruh ve cihazatla hem menfaatlerini celb, hem de kendini zararlardan muhafaza etmektedir.

İşte bu âlet ve cihâzatın her biri ve hepsi birden insan ruhuna tam muvafık ve münasip şekildedir. Meselâ, insanın eli ile aklı arasında kuvvetli bir alâka vardır. Nitekim, farz-ı muhâl olarak, deveye akıl verilsey­di cesedi bu madeni işlemeye, eli yazı yazmaya müsait olmadığından belki çıldıracaktı. Veya koyuna, insan eli takılsaydı, en azından israf olacaktı.

Diğer hayvanat ve nebatatta da durum aynıdır. Her bir hayvanatın ruhu birer model olmuş ve cesedi o modele tam muvafık olacak bir şekilde ya­ratılmıştır.

Mehmed Kırkıncı
Yazdır   Kapat