Nükteler

Had Altına Alış

İnsan, aklını sırat-ı müstakîme uydurduğu takdirde kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye gibi kuvvelerini de had altına alıp sırat-ı müstakîme isâl ediyor. Bunu yapamadığı takdirde ifrat ve tefrit ile, hem şahsî hayatını, hem de içtimaî hayatı herc ü merc ediyor.

İnsan, kâinatın bir küçük meyvesi olduğu cihetle mezkûr kuvvelerin misâlleri kâinatta kuvve-i cazibe, kuvve-i dâfia gibi kanunlar şeklinde tezahür etmektedir. Bu kanunlar elbette ki, bir Hakîm-i Mutlak tarafından had altına alınmış ve bu kâinata semeredar bir vaziyet verilmiştir. Lâkin, kâinattaki kanunların tahdidi ızdırarî olduğundan, bu kâinat kendisinden maksud olan neticeleri vermekle bizatihî terakki etmemektedir.

İnsanın terakkisine sebep olan husus, kâinatın hilâfına olarak, insandaki kuvvelerin had altına alınmasının onun kendi iradesine bırakılmış olmasıdır.

İşte, bir insan, meyvesi bulunduğu bu kâinat ağacını sevk ve idare eden Kadîr-i Ezelî’nin ferman-ı kudsîsi olan Kur’ân-ı Hakîm’e tatbik-i hareket etse, kâinattaki itaat yürüyüşünde en ön safı alacak ve halife-i arz olma şerefine mazhariyetle ebedî saadete namzed olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu