Nükteler

Hocasının Verdiği Vazifeyi, Lüzumsuz Gören Talebe

İlkokulun birinci sınıfındaki bir talebenin, hocasından A harfini öğrendiğini ve kendisine bu harfi yüz defa yazmasının söylendiğini düşününüz. Bu talebe, hocasının bu sözünü yerine getirdikten sonra, kendisine ikinci bir vazife olarak bu defa da B harfini yüz defa yazması emredildiğinde, hocasına karşı itirazda bulunarak; “Ben henüz A harfinin neye yaradığını anlayamadım ki, şimdi de B harfini yazayım.”, dese, ne derece haddinden tecâvüz etmiş olur!

Bu aceleci ve cahil çocuğa karşı hocası; “Sen sabredersen bu A ile bir gün Ay’a gidebilirsin ve kendini ayılardan muhafaza edebilirsin.”, şeklinde nasihatta bulunsa, bu sözler haddizatında doğrudurlar. Nitekim insanlar ancak ilim yolunda sabretmekle Ay’a gidebilmişler ve kendilerini düşmanlardan muhafaza edecek şekilde silahlar yapmaya muvaffak olmuşlardır.

Bu derece ileri meseleleri aklına sığıştıramayan o çocuk, hocasının sözlerinden intibaha gelmeyerek, A yazmayı mânâsız, B yazmayı ise israf olarak kabul etse, elbette ki kendisini cehalet cehennemine terketmiş olur.

İşte, insanlar da ebedî saadetten ve bu dünyadaki ibadetlerin o âlemde kendilerini ne gibi âlemlerde gezdireceğinden ve hangi azaplardan muhafaza edeceğinden bihaber oldukları için, bazı kimseler misâldeki çocuk gibi düşünmekte ve “İbadetin bize ne faydası var, şimdiye kadar namaz kılanların eline ne geçti ki, ben de kılayım?” şeklinde ahmakane iddialarda bulunmaktadırlar.

Bizim bu iddia sahiplerine karşı yapacağımız şey, misâldeki hoca gibi, hakikatı anlatmak ve istikbâli ilmen göstermektir. Bu noktada vazifemizi hakkıyla yapmaya azamî derecede dikkat ettikten sonra, neticeyi Hakîm-i Ezelî’ye bırakacağız. Zaten, bizim vazifemiz de budur ve bu noktaya kadardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu