İnsan, Millet, Devlet

Gerçekçi Olmak

Günümüzde bazı kimseler arzu ile fikri birbirine karıştırmakta ve ferdle­re ve topluma ait problemlerin hallinde gerçekçi olmayan reçeteler sunmak­tadırlar. Bu hayallerinin bu şartlar altında kabil-i tatbik olmadığını söyle­yenlere, şu gerekçe ile karşı çıkılmaktadırlar: “Cenab-ı Hak her şeye kadir değil mi?” 

Evvela şunu belirtelim ki, Cenab-ı Hakk’ın her bir isminin muktezası ayrıdır. Birisini diğerinden istemek dalalet ve felakettir. Mesela; Cenab-ı Hak Kadir ismiyle bir çocuğu bir anda yaratmaya muktedirdir. Fakat dünya Dar’ü-l Hikmet olduğundan Kadir isminin tecellisi Hakîm ismiyle sınırlan­dırılmıştır. O çocuğu dokuz ay anne rahminde terakki ettirmekte sonra bu dünyaya göndermektedir. 

Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin muktezalarını izah noktasında şöyle bir misal verebiliriz: Bir Müslüman Allah’ın emirlerini yerine getirdikten son­ra Cenab-ı Hakk’ın Rahîm ve Ğafur isimlerinden istimdat edebilir. Yani önce namazını kılıp, itaatini yapacak ve günahlardan sakınacak, sonra da Cenab-ı Hakk’ın rahmet ve merhametine sığınacaktır. Yoksa ibadeti terk edip kendini aldatarak “Allah Rahîmdir, Ğafurdur.” diyen insan, isyanına devam eder ve sonunda Kahhar isminin tecellisiyle tokat yemeğe müstehak olur. Dünyada muzafferiyetin yolu Cenab-ı Hakk’ın Hakîm isminin gereğini yerine getirmek, Adetullah ve Sünnetullah kanunlarına hakkıyla uymaktır. Dünyada başarı ve terakki isteyen insan tedbir, tanzim, sabır, meşakkat, maslahat ile şevk ve gayret gösterecek ve ayrıca zaman ve mekanın du­rumunu da dikkate alacak, sonra Kadir ismine sığınacaktır. Yoksa “Allah her şeye Kadirdir.” diye tohum ve çekirdeği anbarda bekleten veya çorak bir araziye atan insan Cenab-ı Haktan bağ ve bahçe bekleyemez. Böyle bir insan Zemherir ayında tohum ekerek, gül dermek isteyen hayalperestten farksızdır. 

Binaenaleyh zamanı, mekanı ve tohumun kabiliyetini göz önünde tut­mak gerekir. Bundan sonra “Ben vazifemi yaptım, gerisi O’nun bileceği iş, dilerse verir dilerse vermez.” der. 

“Allah Kadirdir.” diye, yüzme bilmeden denize dalan adamın akıbeti bo­ğulmaktır. Cenab-ı Hakk’ın Hakîm ismine muhalefet ettiğinden Celal ismi­nin tokadını yiyerek dalgaların celaldarane hareketiyle yok olup gider. Bu fıtrat kanunudur; İlahi kanundur. Kanunun hükmü umumidir, hayatın her sahasında ve her cephesinde geçerlidir. Dolayısıyla içtimai ve siyasi hayata da caridir. 

Sadece Niyetin Halis Olması Yeterli Değildir: 

Bilindiği gibi herhangi bir şey, kendisini meydana getiren bütün sütun ve rükünlerin bir araya gelmesiyle vücut bulur. Meselâ, namazın mahiyeti ve mevcudiyeti onu meydana getiren rükün ve şartlarından ibarettir. Biri­sinin yokluğu namazın yokluğuna kâfi sebeptir. Nitekim namaz kılmanın şartlarından bir tanesi de abdesttir. Diğer şartlar tam olsa da abdest olmasa namaz sahih olmaz. Hatta bunu bilerek yapmanın, mesuliyeti büyüktür. 

İçtimai hayatın her sahasında bunun nice misalleri vardır. Mesela; bir yatırımcı yatırım yapacağı sahaya ait gerekli bütün etütleri yapmadan, bir teşebbüse girerse sonunda iflas etmesi kaçınılmazdır. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu