İnsan, Millet, Devlet

İnsanın Kendine Karşı Olan Vazifeleri

İnsanın biri bedenine, diğeri ruhuna ait olmak üzere iki kısım vazifesi vardır. Beden ve ruh, yaratılış gereği ayrı şeyler oldukları halde Cenab-ı Hak onları akıl almaz bir şekilde birleştirmiş ve kaynaştırmıştır. Beden ve ruhun her biri, diğerinin derdinden muzdarip olur. Bundan dolayı insan hem ruhunu ve hem de bedenini zararlardan korumakla mükelleftir. 

Peygamber Efendimiz (asm) bir gazadan Medine-i Münevvere’ye dön­düklerinde,

 “Cihad-ı asğardan, cihad-ı ekbere dönüyoruz.”

buyurmuştur. İnsanın ruhunu nefs-i emmarenin zararlarından kurtaracak olan böyle bir cihadda muzaffer olabilmenin şartı, iman ve takva kuvvetiyle donanmak, bedeni ve ruhu gerek maddi gerekse manevi zararlardan, kötülüklerden korumaktır. Mesela; insan, bedenini hastalıktan nasıl muhafazaya mecbur ise, ruhunu da dalalet, sefahat gibi şeylerden o nispette, belki daha ziyade korumaya mecburdur. Çünkü, ruhuna ait olan vazifesi, bedene ait olan vazifeden daha mühim ve daha çoktur.

Beden maddi gıdalarla muhafaza edilir, onların vesilesiyle hayatı devam eder. Ruh ise ilim, irfan, marifetul­lah ve muhabbetullah gibi manevi gıdalarla beslenir. İnsanlar, ulemanın ilminden, hükemanın hikmetinden, mürşitlerin irşatlarından istifade ede­rek gelişip ilerlerler. Bunun yolu ise; o gibi zatların eserlerini okumak ve sohbetlerine devam etmekten geçer. Çünkü, insan, aklını aydınlatacak, kalbini tatmin edip yükseltecek ilahi rehberlere öteden beri muhtaçtır. Buna binaen, Cenab-ı Hak insanlara rehber olmak üzere peygamberler gönder­miş, alim ve mürşitleri de peygamberlerine varis kılarak, onların tebliğ vazifelerini bu muhterem zatlarla devam ettirmiştir. Tâ ki diğer insanlar onların ilim ve marifetlerinden faydalansınlar, maddi ve manevi sahada terakki etsinler; kalp ve vicdanları saf ve temiz kalarak hayatlarını huzur ve saadetle geçirsinler.

Evet ilim ve marifetin tadı, zevki ne maddi servette ne rütbedene makamda ne de saltanatta bulunur

İnsan, gücü yettiği ölçüde; malıyla, ilmiyle, aklıyla ve zekasıyla diğer insanlara yardımda bulunmalıdır. Sadaka yalnız mal, para ve servete mün­hasır değildir. İlim, fikir, kuvvet ve amel gibi şeylerle de sadaka verilmeli­dir. Binaenaleyh alimlerin, ilim ve tedris ile; tüccarların da mal ve servetle­riyle milletin yardımına koşmaları zaruridir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu